Nurgül 的个人资料Nur^^Gül'e aşık^^照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2009/10/30

İhlas suresinin fazileti .

İhlâs suresini [Kul hüvellahü ehad...] okumanın fazileti çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İhlâs suresini okumak, Kur'an-ı kerimin üçte birini okumaya denktir.) [Buhari]

(On kere İhlâs okuyana Cennette bir köşk verilir.) [İ. Ahmed]

(Yatarken yüz kere İhlâs okuyan Cennete girer.) [Tirmizi]

(Sabah namazından sonra 11 kere İhlâs okuyana, Cennette bir köşk verilir.) [Haraiti]

(Sabah namazından sonra 12 kere İhlâs okuyan, Kur'an-ı kerimi dört defa hatmetmiş gibi sevaba kavuşur.) [Bezzar]

(Sabah akşam üç kere İhlâs ve Muavvizeteyni okumak, bela ve sıkıntılardan korur.) [Tirmizi]

(Evine girerken İhlâs okuyan yoksulluk görmez.) [T.Kurtubi]

(İhlâs okuyan Müslümana Cennet vacib olur.) [Nesai]

(Bir kimse, sefere çıkarken 11 kere İhlâs okusa, Allahü teâlâ, seferden dönünceye kadar onun evini muhafaza eder.) [İ. Neccar]

(Arefe günü, [Besmele ile] bin kere İhlâs okuyanın bütün günahları affolur ve her duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh]

(Bin kere ihlâs okuyan kendini Allahü teâlâdan satın almış olur.) [Râfi’î]

(Cuma namazından sonra, yedi kere İhlâs ve Muavvizeteyn okuyan, bir hafta kazadan, beladan ve kötü işlerden korunur.) [İbni Sünni]

(Yatarken Fatiha ve İhlâs okuyan kimse, ölümden başka her şeyin zararından emin olur.) [İbni Abdilber]

(Üç şey kendisinde bulunan, Cennete dilediği kapıdan girer: Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra 11 defa ihlâs suresini okuyan, katilini affederek ölen.) [Berika]

(Cana, mala, ırza dokunmayıp, içkiden de sakınarak, İhlâs suresini yüz kere okuyan müslümanın elli yıllık günahı affolur.) [Beyheki]

(50 defa İhlâs suresini okuyan müslümanın 50 yıllık günahı affolur.) [Darimi]

(Yatarken Fatiha ve İhlâs okuyan, ölüm hariç her şeyden emin olur.) [Bezzar]

(Cuma namazından sonra yedişer defa İhlâs, Felak ve Nas surelerini okuyanı, Allah bir sonraki cumaya kadar kötülüklerden korur.) [İbni Sünni]
2009/8/20

Ramazan geldi hoşgeldi ..

Cennetmekân Mahmud Es'ad COŞAN (Rh.A.) hocaefendimiz, peygamber efendimiz (s.a.v.)'den bir müjdeyi hatırlatıyorlar:

Ramazanın Ardından ve Şevval Oruçları

....
Ebû Eyyûb el-Ensârî RA Efendimiz'den rivâyet edilmiş ki: Peygamber SAS Efendimiz buyurdular ki: "Kim ramazanı tutarsa, sonra da ona Şevvalden altı eklerse, sanki sıyam-ı dehr gibi olur."

Şimdi biz ramazanı tuttuk, sizler tuttunuz, Allah kabul eylesin, Ramazan tamam... Ramazanı tuttuktan sonra, buna Şevvalden altı eklerse diyor. Şevval, Ramazandan sonraki ay... Şu anda bayram oldu, bayram Şevvalin ilk günleri... Ramazandan sonra gelen Arabî ayın adı Şevval... Bu ay içinde altı eklerse, yâni altı gün oruç tutarsa, ne olur? "Sanki bütün sene, bütün zamanı hep oruç tutmuş gibi olur." buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Demek bu da bütün seneyi oruç tutmuş olmanın, sıyam-ı dehr gibi olmanın kestirme yolu... Öyle yapmıyor ama Ramazanı tutuyor, altı gün de Şevvalden tutuyor. Otuz gün Ramazan, altı gün de o, otuzaltı gün... Otuzaltının on misli ne olur? Üçyüzaltmış eder. Niye on misli diyorum? Çünkü Allah indinde, yapılan ibadetlerin, iyiliklerin mükâfatları en aşağı bire ondur.

"Yapılan iyiliğin mükâfatı en aşağı on mislidir." Daha fazla olabilir, daha fazla olabilir. Hesaba sığmayacak kadar da çoğa doğru gidebilir bu...

Demek ki, 36'ya bir 0 koyarsak on misli 360 ediyor. 360 da bir sene ediyor. Biliyorsunuz kamerî sene 354 gündür. Fazlasıyla tamamlıyor. Demek ki, İslâm'ın her emri tutarlı, nerden baksan tamam oluyor.

Bu hadis-i şeriften bizim anladığımız nedir, çıkaracağımız ders nedir?.. Bu bayram günleri geçtikten sonra biz yine niyetleneceğiz, altı gün daha oruç tutacağız.

"--Acaba bu altı gün orucu peş peşe mi tutalım, parça parça mı tutalım? Toptan mı tutalım, perakende mi tutalım?.." diyebilir dinleyen kardeşlerimden birileri.

Serbest... İsteyen Şevvalin bu altı gün orucunu peş peşe, toptan, hepsini bir arada tutar. İsteyen de meselâ pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe olarak tutar. Ya da Arabî ayların, kamerî ayların ortası eyyam-ı biyz diyoruz, ayın ortasında 13-14-15'i var. Yâni mehtaplı gecelerin gündüzüne eyyam-ı biyz diyoruz; o günleri tutar. Böylece o sevabı öyle de alabilir.

Hangi sevabı alır?.. Hem şevvalin altı gün orucunu tutma sevabı alır; hem de eyyam-ı biyz orucu tutmak diye zaten sevaplı bir şey var, o günlerde oruç tutmak da sevap, onun sevabını alır. Ya da pazartesi-perşembe oruçlarını tutmak sevap, onun sevabını alır.

30. 01. 1998 - AVUSTRALYA
 
 
Peygamber(sav) Efendimize uykusunda Allahu Teâlâ Hz.lerinin öğrettiği dua.

Yâ Muhammedi Namaz kıldığın zaman:
'Ey Allah'ım! Bana hayırlı işler işletmeni,
Kötülükleri bıraktırmanı,
Yoksulları sevdirmeni,
Beni yarlıgamanı,
Bana acımanı,
Benim tevbemi kabul etmeni,
Kullarını ibtilâya uğratmak istediğin zaman da, beni fitne ve ibtilaya uğramamış olarak huzuruna almanı,
Selamı yaymak,
Yemek yedirmek,
Herkes uyurken geceleyin kalkıp namaz kılmak derecelerini bana nasip etmeni Senden dilerim!' de!'

Kaynak: İslam Tarihi Asım Köksal(rha)
2008/12/14

Dul ve Yetimlerle ilgili hadisi şerifler..

- Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ben ve yanakları solmuş dul kadın, kıyamet gününde, yanyana iki parmak gibi beraber olacağız Mevki ve güzellik sahibi bu kadın, kocasından dul kalmıştır Kendini yetimlerine adamış ve bu durum onlar evleninceye, ya da ölünceye dek böyle devam etmiştir"
İbn Mâlik radıyallahu anh Ebû Dâvud
- Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, parmaklarını yanyana getirerek şöyle buyurdu:
"Ben ve yetime bakan kimse cennette iki parmak gibi yanyanayız"
Sehl radıyallahu anh Buhârî

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, müslümanların arasından, bir yetimi yedirip içirirse, Allah onu elbette cennete koyar Bağışlanmayacak günahı varsa o başka"
İbn Abbas radıyallahu anh Tirmizî

- Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, kalbinin katılığından yakındı
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Yetimin başını okşa, yoksulu doyur!"
Ebû Hureyre radıyallahu anh Ahmed

 Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sofralarında yetim bulunduran kimselerin sofrasına şeytan asla yaklaşamaz"
Ebû Mûsa radıyallahu anh Taberânî

- Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Dul kadınların ve yoksulların yardımına koşan kimse, Allah yolunda savaşan, bıkmadan gece namazı kılan ve devamlı oruç tutan gibidir"
Ebû Hureyre radıyallahu anh Buhârî

 

Halkin icinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranin meclisinde oturur da zulme ait sozlerinde onlari tasdik eder. Digeri ise cocuklarin muallimidir. Fakat onlarin hepsini ayni derecede esit tutmaz. Ve yetimin hakki hususunda Allah'dan korkmaz.
Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.).

Kalbinin yumusamasini ve hacetinin gorulmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun basini oksa ve ona yediginden yedir. Kalbin yumusar ve hacetine erisirsin.
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)

Namaz husususunda Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Koleleriniz hakkinda da Allah'tan korkun. Su iki zaif hakkinda da Allah'tan korkun; Dul kadin ve yetim cocuk.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Helak edici su yedi seyden kacininiz: Allah'a ortak kosmaktan, sihirden, hakli durum haric Allah'in haram kildigi cana kiymaktan, faiz yemekten, yetim mali yemekten, savas gunu harpten kacmaktan ve namuslu, mu'min, habersiz hanimlara iftira etmekten.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yetimi kendine yakin tut. Basini elinle oksa ve onu sofrana oturt. Boyle yaparsan, kalbin yumusar ve hacetin gorulur.
Ravi: Hz. Ebu Imran (r.a.)

Dort sey dort yerde nafaka olarak kabul olunmaz: Hiyanet, hirsizlik, suistimal ve yetim malindan saglanan kazancla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz.
Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma)

Dort taife Cennete giremez: Ickiye devamli, faiz yiyen, haksiz yere yetim mali yiyen ve anne babasina (ailesine) asi olan. (Tevbe ederse mesele yok.)
Ravi: Hz. Ebû Hureyre (r.a.)

Yetimin basini one dogru, babasi oleni de arkaya dogru mesh et.
Ravi: Hz. Muhammed ibni Suleyman (r.a.)

Allah'a en sevgili ev, icinde ikram goren yetim bulunan evdir.
Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma)

Cennette "Darul ferah" denilen bir eve ancak mu'minlerin yetimlerini sevindirenler girer.
Ravi: Hz. Ukbe Ibni Amir (r.a.)

Kalbinin yumusamasini istersen yetimin basini oksa ve miskini doyur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

2008/11/21

Bir hadis...

 

Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, o kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar görür.
(Ebu Dâvud, 4345)

ınsan..

 

 

 

 

2008/7/7

Üç ayların fazileti (RECEP AYI)


Receb-i Şerîf
Receb ayı „Eşhur-u hurum“dan olup ŞEHRULLAH yâni ALLAH'ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda ALLAH'a çok ilticâ etmelidir.



Recebin 1'inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2'nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3'üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.

Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.

Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk'a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhî'yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.

Bu ayda 2 kandil vardır:

İlk Cuma gecesi Regaib Kandili,
27'nci gecesi Mi'rac Kandili.
1'inci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i şerîfin ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek'at namaz kılınabilir. Bu namazda, her rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn...“, 3 İhlâs-ı şerîf okunur. Nitekim ileride kılınış şekli anlatılacaktır.



Receb ayında her gün başında ve sonunda 7'şer Fâtiha-i şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.

Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15'inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.
geceUCAYLAR
 
Hadis-i Şerif Meali:(muhakkak ki) Şüphe yoktur ki cennette Receb ismi ile isimlenmiş bir nehir vardır.(suyu) Sütten daha beyaz baldan daha tatlı. Kim Receb ayın’ dan bir gün oruç tutarsa Cenab-ı Hak o kimseyi o nehirden sular.
(tefcirut tesnim s:193)


Hadis-i Şerif meali: Efendimiz buyurmuşlardır ki;”Şüphesiz receb(ayı) büyük bir aydır.Cenab-ı Hak bu ayda haseneleri kat kat eder,seyyieleri siler.Kim ki bu ayda bir gün oruç tutarsa bir sene oruç tutmuş gibi olur.Kim bu ayda yedi gün oruç tutarsa o kimse üzerine cehennem kapıları kapanır.Kim bu ayda sekiz gün oruç tutarsa cennetin sekiz kapısı o kimse için açılır.Kim bu ayda on gün oruç tutarsa Cenab-ı Hak o kulunun bütün isteklerini ihsan eder.Kim bu ayda on beş gün oruç tutarsa manen o kimse geçmiş günahların mağfiret olundu diye müjdelenir.Kim daha ziyade oruç tutarsa Cenab-ı Hakkın ihsanları da ziyadeleşir
(tefcirut tesnim s:195


Hz Sevban’dan rivayet olunur:

Rasulullah (s.a.v) efendimizle yürüyorduk.Bir kavmin mezarlığına uğradık.Rasülullah (s.a.v) durdu, ağladı ağladı ve dua etti.Sonra;

-“Ya Sevban bu kabirlerde azab olanlar hakkında dua ettim, azabları hafifletildi” ve sonra şöyle devam etti;

لَو صام هائلاء يوماً من رجب او قَاموا ليلةًً واحدة ما عذبوا فى قبوره

Meali; Şu kabirlerinde azab olunan kimseler,Receb-i şerif ‘ten bir gün oruç tutsalardı,veya bir gece ibadete kalksalardı kabirlerinde azab olunmazlardı. Tefcirüt tesnim s.195

2008/5/27

Aşere-i Mübeşşere

Ehl-i Sünnet bakış açısına göre İslâm Peygamberi Rasulullah (s.a.v.) tarafından sağlıklarında cennetle müjdelenmiş -cennete girecekleri Allah tarafından vaad edilmiş- on kişi...

05d0b51b00rl4od1wn6dt4

 

Rasulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrah cennetliktir." (Ravi der ki: Zeyd) onuncu da sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye sordular. (Bu taleb üzerine): "Said İbnu Zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti: "Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resulullah (sa} ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam'ın ömrü kadar uzun olsa bile."

Ravi (r.a.): Said İbnu Zeyd

Kaynak: Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650)

 

Muhaddislere göre aşere-i mübeşşere ile ilgili hadisler, senetleri zayıf olduğu için ümmet içerisinde ittifakla kabul görmemiştir.

1.Hz. Ebu Bekir
2.Hz. Ömer bin Hattab
3.Hz. Osman bin Affan
4.Hz. Ali Bin Ebu Talib

5.Talha bin Ubeydullah
6.Zübeyr bin Avvam
7.Sa'd bin Ebi Vakkâs
8.Abdurrahman bin Avf
9.Ebu Ubeyde bin el-Cerrah
10.Said bin Zeyd

 7a0d269bednp1ah0

Ehl-i Sünnet bakış açısına göre İslâm Peygamberi tarafından sağlıklarında cennetle müjdelenmiş -cennete girecekleri Allah tarafından vaat edilmiş- on kişi için kullanılan ifadedir.

Ortak özellikleri

Hepsinin ilk müslümanlardan olmaları,
Bedir Savaşı'na katılmış olmaları,
İslâm'ı ve İslâm peygamberini sonuna kadar koruyacaklarına dair Hudeybiye gününde ağaç altında biat etmiş (söz vermiş) olmalarıdır.

Kaynaklar:

Tirmizî, Menâkıb, 25.
Ahmed bin Hanbel, I, 193.

rauschen813esmn7

 

2008/2/1

Kur'an-ı Kerim'de vurgulanan üç nimet.....

Kur'an-ı Kerim insandaki üç nimete özel vurgu yapmaktadır: Göz, kulak, gönül (Nahl, 16/7) Güzeli görmek gibi güzeli duymak da bir dikkat ve eğitimi gerektirmektedir. Yine Kur'an-ı Kerim'e göre seyredilebilecek ayetler iki yerdedir: Yeryüzünde ve insanın kendisinde. Dış alem ve iç alem (Zariyat, 51/21). Bu alemlerde ki esrar ve ayetleri görebilmek ise manevi eğitimin hedeflerinden biridir. Allah dostlarının tabiatla ve insanla barışık olmalarının temelinde yatan sebep de budur. Onlar bütün canlılara O'nun bir tecellisi olarak bakabilecek bir göze, kainattaki bütün sesleri O'nun tecellisi olarak duyabilecek bir kulağa sahip olmak için gayret göstermişler, her zaman ve zeminde O'nu seyredebilmişlerdir. Dağlar ile, taşlar ile, seherlerde kuşlar ile, sular dibinde mâhî (balık) ile, sahralarda ahû ile O?nu duymuş ve yaşamışlardır.
                     blumen0023
2008/1/16

Bir hadis.....

Büreyde el-Eslemî radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vadesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal kadar) sadaka yazılır."
 
y1pX9625i1kVAkG-3qv0y30Hy5zosfK8_GbP8hLy-o8aTW3nmbf6fjl71TikG4tOgPRpouC3DO0Dqk
2008/1/3

Mü'mine hanımlar kimlere gözükebilir?

 
Siz sevgili okuyuculara bir not, bu yazıyı buraya almamın en önemli nedeni, İslamda bir kadının kimlere gözukebılecegıdır, kişi bu fetva yada takva yönüylede değerlendırebilir,yada hic almaya bilir o kendi bileceği bir şeydir,İslamda örtünun ne derece ehemiyetli olduğunu arsız gözler gözukmekten bıkanlar daha iyi anlar, Rabbım örtuyle özgürlüğü kısıtlamadı aksine kadını özgur bıraktı, bunu daha sonraki yazımda ele alacağım inş,İslamda kadının yeri o kadar ayrıdır ki onlara özel Nur suresi inmiştir ,analar öncelıktır, eş erkeğin yanında emanettir ve emanete hiyanetlık edenlerın sonu ve cezasıda bellidir,bu sebeple işte sizlere Kurandan  alıntılar..
 
Mü'min kadınların hangi erkeklerin yanında
durabilecekleri ve onlara ellerini ve yüzlerini
gösterebilecekleri Cenab-ı Hak tarafından Nur
suresinin 31. âyetinde ferman buyrulmuştur. Evvelâ
âyet-i kerimenin meâline bakalım:

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, nâmuslarını da korusunlar. Zînetlerini
ise, görünmesi zarurî olan kısımlar müstesnâ, açığa
vurmasınlar. Baş örtülerini de yakalarının üzerini
kapatacak şekilde iyice örtsünler. Kocalarından,
babalarından, kocalarının babalarından,
oğullarından, kocalarının oğullarından,
kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, mü'min
kadınlardan, câriyelerinden, cinsî iktidarı olmayan
hizmetçilerinden ve şehvet çağına gelmemiş
çocuklarından başkasına zînet yerlerini
göstermesinler. Gizledikleri zînetleri belli olsun
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hepiniz Allah'a
tevbe edin, ey mü'minler, tâ ki kurtuluşa eresiniz."

Rabbimizin fermanı üzere, kadın şu erkekler
dışındaki erkeklerin yanında duramaz, onlara bütün
vücudunu (tesettürlü dahi olsa) gösteremediği gibi,
ellerini ve yüzünü de göstermez.

1. Kocası. (Kocasının amcası ve dayısı kadın için
nâmahremdir. Onlara elini ve yüzünü gösteremez.
Onlarla da halvet olamaz, yani bir odada baş başa
bulunamaz. Kadının kendi amcası ve dayısı ise,
mahremdir.)
2. Kocasının babası, yani kayınpederi.
3. Kendi babası, amcası, dayısı baba hükmündedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi mahremidir.
4. Kendi evlatları.
5. Kocasının başka kadınlardan çocukları.
6. Kendi kardeşi.
7. Erkek kardeşinin çocukları.
8. Kız kardeşinin çocukları.
9. Kardeşlerinin hanımları.
10. Kendi köleleri.
11. Henüz çocuk olanlar.

Müslüman hanım, işte bunların dışındaki erkeklere
(nâmahremlere) yüzünü, elini, ayağını gösteremez.
Sair uzuvları zaten haramdır.
Burada geçen ve sosyal hayatta sıkça işittiğimiz
"mahrem" ve "nâmahrem" kelimelerinin ne mânâya
geldiklerine bakalım:
Mahrem: Nikahı haram olan.
Nâmahrem: Nikahı haram olmayan.
Karı-koca birbirinin mahremidir. Onlar zaten
nikahlanmışlardır. Onun haricinde, meselâ kadının
dayısı kendisinin mahremidir. Ama kocasının dayısı
nâmahremidir.
İslamiyet kadınların nâmahremle görüşmemeleri
hususuna büyük ehemmiyet vermiştir. Bu hususla
ilgili pek çok hadis-i şerif vardır. Bazılarına
bakalım:
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor:
"Ey kadınlar ancak mahreminiz olan erkeklerle
konuşun. Olmayanlarla konuşmayın."(Ramûz, c.2/
469-1)
"Yabancı bir erkekle bir kadın asla baş başa
kalmasınlar. Aksi takdirde üçüncüsü şeytan olur."
(Tirmizî, Fiten:7)
Ukbe b. Amir'den (r.a.) şöyle rivayet edildi:
Resulullah (s.a.v.), "Yabancı kadınların yanına
girmekten sakınınız" buyurdu. Ensardan bir adam,
"Kadının kayınbiraderi hakkında ne dersin?" diye
sorunca da, "Kayınbirader ölümdür." (Ölüm kadar
tehlikelidir) buyurdu. (Tergib ve Terhib, c.4/196)
Ebû Ümâme'den (ra), Resûlullah (sav)'in şöyle
buyurduğu rivayet edildi:

"Yabancı bir kadınla baş başa yalnız kalmaktan
sakın. Ruhum kudret elinde olan Allah'a yemin ederim
ki, hiçbir kimse yabancı bir kadınla baş başa
kalmamıştır ki, aralarına şeytan girmiş olmasın.
Yemin ederim ki, bir adamın çamura veya balçığa
bulanmış bir domuzla bir arada bulunması, omuzunun
kendisine helâl olmayan bir kadının omuzu ile yan
yana bulunmasından daha hayırlıdır." (age, c.4/197)
Hz. Câbir'den (ra) rivâyet edildiğine göre
Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur:
"Kocaları yanında bulunmayan kadınların yanına
girmeyiniz. Çünkü şeytan sizin kan damarlarınızda
dolaşmaktadır."
"Biz, 'sizinde mi?' diye sorduk.
"Buyurdu ki, 'Benim de! Fakat Allah, şeytana karşı
bana yardım etti ve o da teslim oldu.'" (Tirmizi,
Rada': 16)
Nâmahremle bir arada çalışmak, uzun yıllar onlarla
bir arada bulunmaya mecbur olmak, işe gidiş-geliş
kadını yıpratır. Kadın, kalbini ve ruhunu tatmin
edecek güzel meşgaleler bulabilir. Fıtratına uygun
şekilde ev işleri öğrenebilir. Allah'ı bilme,
tanıma, güzel dinini tanıma ve dinî bilgiler edinme,
çocuk terbiyesiyle ilgili bilgiler edinme gibi
meşgalelerle vaktini geçirip hayata hazırlanabilir.
İslâmiyet kadının da, erkeğin de haramlardan uzak
durarak, ebedî saadetini tehlikeye atmamasını ferman
buyurmuştur. Buna mukabil, kadının hasta olması
halinde onun erkek doktora gösterilmesine cevaz
vermiştir. Erkek doktor, doktorluk cihetiyle hanım
hastasını muayene edebilir.
 
                                         liebe0104
2007/12/15

KuRbAn iLe İlGiLi ....

Kurban, insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir. "Kurban"kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılığını, gerekirse O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını göstermiş olur.

Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her şeyde esas olan iyi niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi niyet ve ihlas esastır. Bakınız, bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Onların (kurbanların ) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır.'' (2) Esasen Allah Teâla ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder. Maide suresindeki şu ayet-i kerimeler bu konuyu bir örnek vererek açıklıyor. Allah Tealâ buyuruyor.

 

Ey Muhammed) Onlara Adem'in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine).
-Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise :
- Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder, dedi ve devam etti : "Allah'a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım
.'' dedi. (3)


Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah'tan korkması sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle kurbanı kabul edilmemiştir.

Sevgili Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur :
"Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur.''(4)

Kurban, İslâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir. Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade eder.

 


 

"Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik. O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir. [ Kevser Suresi ]

 

                                                                    sisisissisisssi1on2qs1jca0

2007/12/3

Hadİs-i ŞeRiF

hadis1kn6
                           
2007/11/19

Kim 7 Şeye devam eder ise;, ALLAH katında üstün olur.

Bir kimse ,sayılaçak 7 şeye devam ederse,ALLAH katında üstün olur.Meleklerin yanında şerefli olur.Deniz köpüğü kadar olsa dahi,ALLAHU teala onun günahlarını bağışlar:

1- Her neye başlarsa ,başında besmele çekmeli;Rahim olan ALLAHIN
adı ile diye başlamalıdır.


2- İşi bittikden sonra hamdeder: Elhamdülillah ,ALLAHA hamd olsun demelidir..

3- Diline kötü bir söz gelir veya kötü bir amel işlerse ,istigfar etmelidir
Estagfirullah demelidir...

4-Bir şeyi yarın yaparım derse,
İnşaALLAH demelidir.

5-Bir kötülük ile karşılaşırsa
La havle ve la kuvvete ille billahilaliyyi'l-azim güc ve kuvvet yüce ve azim olan ALLAH'ındır.demelidir..

6-Mala veya cana bir müsibet gelirse,
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun ,biz ALLAH içiniz,ALLAH 'a döneriz.demelidir..

7- Gece olsun ,gündüz olsun
LA İLAHE İLLALLAH kelime-i tevhidi dilinden hiç düşürmemelidir...
 
 
                                                       ist2_1220983_orange_number_seven
2007/10/4

HATIRLATMA ..KADİR GECESİ

 

adsız

Ramazan-ı şerîf ayı içinde bulunan bir gecedir. İmâm-ı Şâfi’î  hazretleri onyedinci, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri, yirmiyedinci gecesi olması çok vâkı’ olur dedi. Yirmi ile otuzuncu geceleri arasında arayınız denildi. Kur’ân-ı kerîmde medhedilen en kıymetli gecedir. Kur’ân-ı kerîm, Resûlullaha bu gece gelmeğe başladı.

Ayların içinde, Receb, Şâban ve Ramazan ayları diğerlerinden daha fazîletlidir. Bu ayların içinde de, bazı geceler ve günler, diğerlerine göre daha fazîletlidir. Receb ve Şâban ayındaki günler, geceler bellidir. Ramazan-ı şerîfin içinde gizlenmiş olan Kadir Gecesi ise, kesin olarak bildirilmemiştir. Ramazan-ı şerîfin başından sonuna kadar, herhangi bir gecede olabileceği, hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir. Âlimlerimiz buyurdu ki:

“Allahü teâlâ, beş şeyi beş şey içinde gizlemiştir. Rızâsını tâ'atta, gazabını günahlarda, kıymetli olan orta namazı beş vakit namaz içinde, evliyâsını insanlar içinde, Kadir Gecesini de Ramazan ayında gizlemiştir.”

Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek, Kadir Gecesi'nin ne zaman olduğunu suâl etti. Resûlullah efendimiz, cevaben buyurdu ki: “Ramazanın birinci gecesi idi, geçti.”

Bir seferinde de hazret-i Âişe vâlidemiz Peygamber efendimizden Kadir Gecesi'nin ne zaman olduğunu suâl etti. O zaman da Resûlullah efendimiz buyurdu ki:”On üçüncü gece idi geçti.”

Değişik zamanlarda Kadir Gecesi'nin vakti ile alâkalı sorulan suâllere, Peygamber efendimiz, değişik cevaplar vermiştir. İslâm âlimlerinden bazısı, hadîs-i şerîflerdeki bildirilen değişik zamanlar sebebi ile, Kadir Gecesi'ni, Ramazan-ı şerîfin başından i'tibâren aramak lâzım olduğunu bildirmişler ve bunun için de mümkün olduğu kadar her geceyi ihyâ etmeye çalışmalıdır, buyurmuşlardır. Kadir Gecesi, çok kıymetli bir gecedir. Böyle kıymetli bir gecenin fazîletinden mahrûm kalmamak için, Ramazan-ı şerîfin her gecesini ibâdetle, tevbe etmekle, Kur'ân-ı kerîm okumakla ihyâ etmeye çalışmalıdır.

Kadir Gecesi'nin fazileti hakkında hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kabirde aydınlık istersen, Kadir Gecesi'nin karanlığında ibâdet eyle!”

“Kadir Gecesi'ni ihyâ edene, bir saatlik sevap olarak, yüz senelik ibâdet sevabı verilir.”

“Allahü teâlâ: ‘İzzet ve Celâlime yemin ederim ki, Kadir Gecesi'ni ihyâ edenin günahlarını bağışlarım. Kıyâmette suâl sormam. Onu Cehennem ateşinde yakmam.’ buyurdu.”

Mübârek ayların, gecelerin, günlerin kıymetini bilmeli, böyle zamanlarda, çok tevbe istigfâr etmeli, ağlamalı, affolunmak için yalvarmalıdır. Herkes kendi hâline göre bir miktar ibâdet etse, o geceyi ihyâ etmiş sayılır.

Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için hiçbir tâ'ati küçük görmemelidir. Gazabı, günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görüp işlememelidir. Orta namazı kaçırmamak için beş vakit namazı vaktinde kılmalıdır. Evliyâsı insanlar arasında gizli olduğu için herkese iyi muâmele etmelidir.

Kadir gecesinin rastladığı geceleri ihyâ etmek de çok kıymetlidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Kadir gecesine rastlamış bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibidir.”

Bu hadîs-i şerîfe göre, Ramazan-ı şerîfin yirmiyedinci gecesini, Kadir gecesine daha önce çok tesadüf etmiş olduğu için ihyâ eden büyük sevâba kavuşur.

Kadir gecesi hakkında İmam-ı a'zam, yirmi ilâ otuzuncu geceleri arasında aranması da bildirilmiştir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kadir gecesi Ramazanın 21, 23, 25, 27 29'uncu tek geceleri veya son gecesidir.”

“Ramazan-ı şerîfin yirmiyedinci gecesini ihyâ edenin Cennete girmesine ben kefilim.”

“Ramazan-ı şerîf ayının yirmi yedinci gecesini ihyâ edenin, amel defterine yirmiyedibin senelik ibâdet sevâbı yazılır. Cennette ona yirmiyedibin köşk yapılır. Her köşk, hatırdan hayâlden geçmediği şekildedir.”

Kadir gecesinin alâmetleri hakkında hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “O gece ne soğuk, ne sıcak olur. Sabah güneş doğunca, sisli olmaz, tatlı ve hoş bir hava olur. Fırtına olmaz.”

Bazı âlimler, Kadir gecesinde köpek sesinin duyulmadığını, ertesi günü güneşin şuasız doğduğunu, Kadir gecesinin gününün de fazilette gecesi gibi olduğunu bildirmişlerdir. Hadîs-i şerîte “Allahü teâlâ katında en sevgili gece, Kadir gecesidir.” Buyuruldu.

 

Bu gecede okunacak duâ 

Peygamber efendimiz, Âişe vâlidemize, Kadir gecesinde şu duâyı okumasını bildirmiştir:

 “Allahümme inneke afüvvün tühıbbül afve fa'fu annî.”

Bu gece çok kelime-i tevhid okumalıdır. Hadis-i şerifte;

“Kadir gecesinde üç defa lâilâhe illallah diyenin, birincisinde bütün günahları affolur. İkincisinde Cehennemden kurtulur. Üçüncüsünde Cennete girer.” buyuruldu.

 

2007/9/20

kolay Muslumanliga, sosyal davranislara birlikte bir goz atalim

Buyurun, hadislerin haber verdigi kolay Muslumanliga, sosyal davranislara birlikte bir goz atalim.
 
v               Durumunuz musait degil mi? Fazla sadaka veremiyorum diye uzuluyor musunuz?
 
Sakin caresi yok sanmayin. Hicbir maliyet odemeden sadaka sevabi kazanabilirsiniz. Yeter ki, karsilastiginiz insanlara tebessumle bakin, tatli dille muhatap olun. Sadaka sevabi kazandiniz gitti. Bakin
 
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ne buyuruyor :
 
- Muminin mumine karsi tebessumu, sadakadir!
 
Yeter ki guler yuz, tatli dil sizin vazgecilmeziniz olsun. Tebessumle bakmayi kendimize ahlak edinin.
 
v               Istemeyerek maruz kaldiginiz gunahlarinizin agirligindan kurtulmak mi istiyorsunuz?
 
Bu da sizin icin kolay. Yeter ki karsilastiginiz dostlariniza once siz elinizi uzatip musafaha yapacak kadar yakinlik gosterin, sicak davranin. Bunun icin de Efendimiz Hazretleri (sallallahu aleyhi ve sellem) soyle buyuruyor :
 
- Iki mumin karsilasinca biri elini uzatip da sevgi ile musafaha ederse agaclardan sararmis yapraklarin dokuldugu gibi gunahlari dokulur!.
 
Evet. Bu sicakligi gosterin, bu sevecenlige talip olun. Rahatladiginizi siz de hemen hissedeceksiniz. .
 
v               Sikintili gunlerde Allah'in yardimini mi istiyorsunuz?
 
Bu da mumkun. Yeter ki siz de cevrenizdeki sIkintiya dusenlerin yardimina kosun, ilgi gosterin. Bunun icin de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) soyle buyuruyor :
 
- Allah kulunun yardimcisidir. Kul, kardesinin yardimcisi oldugu muddetce!
 
 
v               Allah'in merhametinin size de ulasmasini mi istiyorsunuz?
 
Bu da zor degil. Yeter ki siz de Allah'in kullarina merhametli, sefkatli davranin. Bunun icin de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) soyle buyuruyor :
 
- Siz canlilara sefkat gosterip aciyin ki, Allah da size merhamet edip acisin!.
 
 
v               Allah'in sevdigi kâmil mumin mi olmak istiyorsunuz?
 
Bu da zor degildir. Yeter ki din kardesinizle uc gunden fazla kus durmayin. Bunun icin de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) soyle buyuruyor :
 
- Kâmil Musluman, din kardesiyle uc gunden fazla kus durmaz!.
 
Demek ki kirilip incindigimiz, yahut da kirip incittigimiz kimselerle en fazla uc gun dargin durabiliriz. Daha fazlasi bize de muhatabimiza da helal olmaz. Sayet kâmil Musluman olmak istiyorsak..
 
v               Hayirli Musluman mi olmak istiyorsunuz?
 
Sakin hayirli Musluman olmak cok zor sanmayin. Bu da cok kolaydir. Yeter ki cevrenizdeki insanlari sevin, onlar tarafindan da sevilin. Bu konuda da soyle buyuruyor Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) :
 
- Mumin cevresini sever, sevdigi cevresince de sevilir.
Bundan sonrasina dikkat edin. Hadisin devaminda ikaz var :
 
- Sevmeyen, sevilmeyen muminde hayir yoktur!.
............ ..
 
Ne dersiniz bunlara? Cok mu zor, yoksa cok mu kolay?
 
Cok kolay degil mi? Hicbir maliyeti yoktur. Hemen herkes uygulayabilir.
 
Oyle ise ne duruyoruz? Islam'in, toplumu kucaklastirip kaynastiran bu tavsiyelerini hemen uygulayalim.
 
§         Eksik etmeyelim yuzumuzdeki tebessumu.
§         Uzatalým elinizi musafaha edip tokalasmak icin..
§         Kus durmayalým kimseyle.
§         Yardýmcý olalým herkese..
§         Sefkatli davranalým tum insanlara..
§         Huy edinelim bu güzel davranýslarý.
§         Ahlakýmýz olsun guler yuz, tatlý dil.
§         Sevelim, cevremizce de sevilelim...
Iste size Allah'in razi olup, Rasulu'nun sevdigi kolay Musluman ahlaki!
 
Maliyeti olmayan, herkes tarafindan kolayca uygulanabilen sunnet tavirlar, sevap getiren ameller...
 
A.Sahin
 
 
2007/9/18

IFK OLAYI (Hz. Âîşe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan iftira olayının adı)

ifk olayı:
ifk olayı; İslâm tarihinde Resulullah (s.a.s)'in zevcesi ve müminlerin annesi (el-Ahzâb, 33/6). Hz. Âîşe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan iftira olayının adı. Olay Buhârı, Müslim gibi ana kaynaklarda tafsilâtlı olarak anlatılır. Bizzat Hz. Âîşe, olayı cereyan tarzı ve sebepleriyle birlikte detaylı olarak anlatmaktadır. Olayın gerçek yüzü münâfıkların, Medine'de güvenli bir yurt edinen ve günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için İslâm peygamberinin aile mahremiyetini hedef alarak, baş vurdukları bir aleyhte propaganda ve karalama hareketidir. Onlar, Resulullah'ın, en yakın arkadaşları ile arasını açabilirlerse, İslâm'ı yok etme emellerine kısa yoldan varabileceklerini zannediyorlardı. Münâfıklar Mustalikoğullarına karşı düzenlenen cihat harekatında, Hz. Âîşe'nin başına gelen normal bir olaydan yararlanarak Hz. Ebu Bekir'le Resulullah'ın arasına fitne sokmaya ve Resulullah'ı gözden düşürmeye çalıştılar.
Münâfıklar, hicretin beşinci yılı Şaban ayında, Necid bölgesinde, Müreysî suyu yanında konaklamış olan Mustalikoğulları kabilesine karşı düzenlenen sefere savaşın şiddetli geçmeyeceğini bildikleri için kalabalık bir şekilde katılmışlardı.
Resulullah sefere çıkmadan önce, adeti olduğu üzere, hanımları arasında kura çekmiş, kendisiyle beraber sefere gitme kurası Hz. Âîşe'ye çıkmıştı (Buhârî, Şehâdet, 15).
Bu sefer esnasında münâfıklar, Mekkeli Muhacir müslümanlarla, Medine'nin yerlisi Ensar arasına fitne sokmaya da çalıştılar. Bunun için bölge ve kabile taassubunu kullandılar. Bir seferinde iki müslüman grubu birbiriyle kılıca sarılacak hale getirmiş, olay Resulullah (s.a.s) tarafından kolayca önlenmiştir. Bu arada münâfıkların reisi Abdullah b. Übeyy:
"Medine'ye dönünce, aziz olanların, zelil olanları oradan çıkaracaklarını" söylüyordu (el-Münâfîkûn, 63/8). Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) Ensarı toplayarak durumu anlattı. Ensâr olaya son derece üzüldü. Böylelikle Abdullah b. Übeyy herkesin nefretini kazandı. Hatta oğlu babasının bineğinin üzengisinden tutarak:
"Zelil olduğunu, Allah Resulunün de aziz olduğunu itiraf etmeden seni bırakmam " demiş ve itiraf da ettirmiştir (İbn Sa'd, Tabakâtu'l-Kübra, II, 65).
Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âîşe ihtiyacı için ordugahın dışına çıktı. Döndüğü zaman, boynundaki Yemen boncuğundan dizilmiş gerdanlığının kopup düşmüş olduğunu gördü. Bu gerdanlığı Hz. Âîşe'ye, gelin olduğunda annesi Ümmü Rûman hediye etmişti (Vakıdî, Meğazî, II, 428). Diğer kaynaklar gerdanlığı kız kardeşi Esma'dan emanet aldığını yazarlar.
Hz. Âîşe, gerdanlığı aramak için ordunun dışında ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki mahfelinde olduğunu zanneden muhafızları da dahil olmak üzere, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Geri dönüp kendisini ararlar düşüncesiyle orada oturup bekledi. Bu arada da olduğu yerde uyuyup kaldı.
Ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Devenin yularını çekerek orduya yetiştirdi (İbn Hişam, es-Sîre, II, 298).
İkinci konakta Hz. Âîşe'nin devesinin üzerinde olmadığı anlaşılıp bir süre sonra genç bir askerin devesiyle geldiğini görünce, münâfıklar bunu fırsat bilip dedikoduya başladılar. Abdullah b. Übeyy el altından bu dedikoduyu besledi. Müslümanlar bunun iftira olduğunu anladılar. Meselâ Hz. Ebû Eyyûb el-Ensarî hanımına:
"Ümmü Eyyûb! Senin hakkında böyle birşey söylense kabul eder misin?" diye sordu. O,
"Haşâ, asaletli ve şerefli bir insan böyle bir şey yapmaz." cevabını verdi (İbn Hişâm, a.g.e, s. 302).
Ne yazık ki münâfıklar dışında üç müslüman da bu dedikoduya kendilerini kaptırdılar; Bunlar Safvan'dan öç almak isteyen Hassan bin Sâbit, Resulullah'ın hanımlarından Zeyneb binti Cahş'ın kız kardeşi Hamne ve Hz. Ebû Bekir'in yardımlarıyla geçinen Mıstah b. Üsâse idiler.
Hz. Âîşe yolculuk dönüşü hastalandı ve annesinin bakması için baba evine gitti. Olanlardan tamamen habersizdi. Ne annesi ve babası, ne de Resulullah (s.a.s) olanları kendisine duyurmadılar. Kendisi de Resulullah'ın soğuk davranışına bir mana veremedi. Bir gün Mıstah'ın annesi durumu kendisine açınca derin bir üzüntüye kapıldı ve günlerce gözyaşı döktü (Müslim, Tevbe, 56). Bu arada Resulullah (s.a.s) kendisine durumla ilgili sorular sordu. Hz. Âîşe ise, halini Allah'a havale ettiğini bildirerek karşılık verdi.
Olayı duyan Safvan büyük bir öfkeye kapılarak kılıcını aldı ve öldürmek kastıyla Hassan'a saldırdı ve onu yaraladı. Bu Resulullah (s.a.s)'e haber verilince Safvan'ın tutuklanmasını emretti. Aslında Safvan kadına ilgi duymayan, erkeklik gücü yok (hasûr) birisi idi. Bunu kendisi de açıkça ifade etmiştir (İbn Hişam a.g.e, s. 306, Müslim, Tevbe, 57).
Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashaptan bazılarıyla görüştü. Bunlardan Hz. Osman, Üsâme b. Zeyd, Zeyneb binti Cahş, Ümmü Eymen hep Hz. Âişe'nin tertemiz olduğuna şahitlik ettiler. Hz. Ömer, Hz. Âîşe'nin nikâhının Allah tarafından kıyıldığını hatırlatarak, Allah'ın temiz olmayan bir kadınla onu nikahlamayacağını söyledi. Yalnız Hz. Ali lehte olmayan bir konuşma yaptı ve Resulullah için kadının çok olduğunu belirtti. Bir de Hz. Âîşe'nin hizmetçisinin sorguya çekilmesini teklif etti. Hatta doğru söylemesini sağlamak için onu tokatladı. Berire ise, hanımı hakkında iyilikten başka bir şey bilmediğini belirtti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) durumu bir de Ashab'a bildirmek üzere minbere çıktı ve bu konuda onların yardımını istedi. Ensardan Sa'd b. Muaz:
"Ey Allah'ın Resulu, sana ben yardım edeceğim. İftiracı Evs kabilesinden ise, ben onun boynunu vururum. Eğer Hazrecli kardeşlerimizden ise, bize emredersin, emrini yerine getiririz" deyince Hazreclilerden Sa'd b. Ubade buna karşı çıktı. Karşılıkla atışmalar neticesinde çıkan anlaşmazlığı Resulullah (s.a.s) yatıştırdı.
Resulullah (s.a.s) büyük üzüntüyle oradan, babası Ebû Bekir'in evinde bulunan Hz. Âîşe'nin yanına gittiğinde, Allah onun temizliğini şu ayetlerle Resulune bildirdi:
"O iftira haberini getirenler, sizlerden bir zümredir. Onu siz kendiniz için bir şer sanmayınız. Belki o, sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah vardır. Günahın büyüğünü yüklenen kimseye de büyük bir azap vardır. Ne olurdu o iftirayı işittiğiniz zaman, erkek ve kadın müminler, kendi nefislerine kıyas ederek hüsnü zan etselerdi de; bu açık bir iftiradır deselerdi!
O iftiracılar buna dört şahit getirselerdi ya! Şahitleri getiremeyince de onlar, Allah katında muhakkak yalancıdırlar. Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın fazl ve rahmeti üzerinizde bulunmasaydı, içine daldığınız o ifiradan dolayı, sizi her halde büyük bir azap çarpardı. Ortaya atıldığı zanları siz, o iftirayı dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz. Hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyiveriyor ve bunu kolay sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir vebal idi."
"Ne olurdu, onu işittiğiniz zaman: "Bunu söylemek bize yakışmaz! Sübhanallah! Bu büyük bir bühtandır" deseydiniz ya!...." (en - Nûr, 24/11-20).
Bu ayetlerin inişi başta Resulullah (s.a.s) olmak üzere bütün müminleri sevindirdi. Ama iftira yapanların ve yayanların cezası da verilmeliydi. Cenabı Hak bunun üzerine su iki ayeti indirdi:
"Namuslu ve hür kadınlara (zina isnadıyla) iftira atan, sonra da (bununla ilgili olarak) dört şahit getirmeyen kimselerin (her birine) seksen değnek vurun. Onların ebedî şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak (bu hareketlerine) tövbe edip durumlarını ıslah edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir" (en-Nûr, 24/4-5).
Ayetlerde, zina iftirası atanlar için üç ayrı hüküm konulmuştur:
1- İftiracıya seksen sopa vurulacak
2- Şahitliği ebediyyen kabul edilmeyecek
3- Allah'ın taatından çıktığı için fâsıklıkla vasıflandırılacak.
İftira eden, pişman olur, tövbe ederse fâsıklık vasfını üzerinden kaldırmış olur (M. Ali es-Sabûnî, Kur'an-ı Kerîm'in Ahkâm Tefsîri, II, 107).
Bu ayetlerin inmesi üzerine Resulullah (s.a.s) Hassan, Hamne ve Mıstah'a zina iftirası cezası olarak seksener değnek vurdurdu. Abdullah b. Übeyye'ye bu ceza tatbik edilmedi (Muhammed Rıda, Muhammed (s.a.s), Mısır 1357/1938, s. 303).
Hz. Ebû Bekir kızına yapılan iftiraya karıştığı için Mıstah'a vermekte olduğu yardımı kesmişti.
iftira cezası tatbik edildikten sonra Cenabı Hak: "Sizden (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar, akrabalarına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin. Allah'ın sizi yarlığamasını sevmez misiniz? Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir" (En-Nur, 24/22) ayetini indirdi
  HERŞEYİN EN DOĞRUSU ALLAH C.C VE RASULU A.SV BİLİR. BİZ INANDIK VE TASTİK ETTİK
2007/9/15

TÖVBEYİ KORUMAK

Yüce Allah, ilâhî emanetleri taşımak ve Kur’an ahlakını yaşamak için kulları içinden müminleri seçmiştir. Allahu Teala, müminleri sevmiş ve onları yeryüzünde halifesi yapmıştır. Bu ne büyük bir şereftir. Ancak, müminler, ayet-i kerimede anlatıldığı gibi bu işte üç gruba ayrılmıştır:

1-Devamlı kötülüklere bulaşıp isyan ederek kendisine zulum edenler.
2-Orta halde bir yol takip eden müminler.
3-Allah’ın izniyle, gerçek takvaya eren kamiller.

Bu üç sınıfın hepsine iman üzere ölmek şartıyla, rahmet ve Cennet müjdelenmiştir. Ancak, dünyada tövbe suyu ile temizlenmeyen günahlar, ya mahşerin dehşetiyle veya hesabın şiddetiyle veyahut Cehennem’in ateşiyle temizlendikten sonra, günahkar kimseye Cennet’in yolu açılacaktır. Allahu Teala’nın müminlere yüklediği bu miras ve vadettiği müjde ayette şöyle anlatılır:

“Sonra biz, kitabı (Kur‘an’ı) kullarımız arasından seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi (günahta ileri giderek) kendisine zulmeder. Kimi orta haldedir. Kimisi ise, Allah’ın izniyle hayırlarda en önde olanlardır. İşte büyük fazîlet budur. Onlar, Adn Cennetine gireceklerdir.” ( Fatır 56/32.)

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu ayet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden hayırlarda önde (es-sâbık bi’l-hayrât) olan, Cennet’e hesapsız girer. Orta halli olan, kolay bir hesaba çekilir. Nefsine zulmeden ise, huzurda durdurulup günahı kadar sıkıntı çektikten sonra Cennet’e girer.” ( Ahmed, Müsned, V, 194, VI, 444; Taberî, Camiu’l-Beyan, Cüz: 22, 137; Beğavî, Mealimü’t-Tenzîl, VI, 421; Tabaranî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, XVIII, 79-80; Hakim, Müstedrek, II, 426; Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, VII, 95.)

Arifibillah Ebu Talib el-Mekkî (k.s), insanların yaptığı tövbeyi korumada dört gruba ayrıldığını belirterek, bunların tutum ve hâllerini şöyle açıklamıştır:

Birinci grup: Bu gruptaki kimse, işlediği bir günahtan güzelce tövbe eder ve tövbesinde istikamet üzere kalır. Hayatı boyunca nefsi bir daha günaha dönme arzusuyla vesvese vermez. O, kötü amellerini güzel amele çevirir. Bu kimse, yukarıdaki ayette geçen “es–Sabık bi’l-hayrat” yani, hayırlarda öne geçmiş birisidir. Onun tövbesi nasuh tövbesidir. Nefsi, Allahu Teala’nın rızasına ulaşmış ve mutmaine/huzur makamına çıkmıştır. Şu hadis-i şerif, bu gibi kimselerin hâlini anlatmaktadır:

“Durmayın, hayırlarda yol alın! Allah’ın zikriyle mest olan kimseler öne geçtiler. Zikir onlardan günah ağırlıklarını indirdi; kıyamet günü hafif olarak ilâhî huzura geldiler.” ( Tirmizî, Deavat, l27; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, X, 75)

Bu gruba girenler, “mukarrabun” makamında Yüce Allah’a yakınlık elde etmiş kamil müminlerdir. Bu müminlerin özellikleri ve faziletleri nedir? sorusuna Ebu Talib el-Mekkî (k.s), kitabının başka bir bölümünde şu cevabı verir:

“İlahi huzurda kabul gören kamil mümin, nefeslerine varıncaya kadar bütün vakitlerini manen uyanık geçirir, sürekli hallerini kontrol eder. Devamlı Rabbine nazar eder, O’nun huzurunda bulunmaya çalışır. Her nefesinde, ya Rabbini zikir, ya onun nimetlerine şükür, ya aniden gelen bir musibete sabır, yahut şiddetli bir sıkıntıya rıza gibi güzel amellerden birisi içinde bulunur. O bütün bu hallerinde, kendisini kontrol eden Rabbine kalbini bağlar ve hep yüce sevgiliye doğru seyreder. Sadece O’na yönelir, O’na güvenir, O’na bağlanır. Böylece, ömrünü bir gün, günü bir saat, saatini bir an, anını bir hâl, hâlini bir nefes gibi değerlendirmiş, her nefesini bir murâkabe, her murâkebsini Rabbine bir yöneliş yapmış olur. Hep O’nun tarafına yönelir, hep O’na yalvarır ve O’nu zikreder. Bu kimsenin devamlı imanı artar, yakini yenilenir, kendisine sonsuz güzellikte bir hayat verilir. Kalbinden perde kaldırılır. Artık, marifet onun makamı olur. Günler kendisine kısa gelir. Her vakit kalbi, Allah’a bağlanmış, bütün himmet ve gayretiyle O’na yönelmiş olur.” ( Bkz: el-Mekkî, Kutu’l-Kulub, I, 109)

İkinci Grup: Allah’a yakınlık hususunda yukarıdaki kimseleri tâkip eden ikinci gruba gelince; bu gruptaki kul, tövbesinde kararlı ve samimidir. Niyeti istikamettir. O, herhangi bir günaha koşmaz, ona niyetlenmez, meyletmez ve içinden geçirmez. Bununla birlikte bazen, herhangi bir kastı olmaksızın bir takım hatalara düşer. Ufak tefek günah düşünceleriyle imtihan edilir. Bu hâl, normalde müminlerin sıfatlarındandır. Bu kimsenin, istikamet hâline dönmesi beklenir. Çünkü o, istikamet yolundadır ve bu durumuyla, şu ayetin hükmüne girmektedir:

“Onlar, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınan, ancak bazen küçük hatalara düşen kimselerdir. Hiç şüphesiz Rabbin geniş mağfiret sahibidir.” ( Necm 53/32)

Ayrıca bu kimse, Allahu Teala’nın, haklarında şöyle buyurduğu muttakilerin sınıfına girmektedir:

“Onlar, bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı zikrederek hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Hem, günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!
Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükafatı Rabbleri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!”
( Âl-i İmran 3/l35)

Bu gruba giren kimsenin nefsi, Allahu Teala’nın, kendisine kıymet verip üzerine yemin ettiği “levvâme” sıfatındadır ve kendisi de ayette geçen “muktasıt” yani; iyilikleri kötülüklerine keffaret olan ve ortada giden kimsedir.

Üçüncü Grup: Bu gruba giren kimse, hâl olarak ikinci gruptakine yakın bulunmaktadır. O, bir günah işler, peşinden tövbe eder, sonra günaha tekrar döner. Arkasından da, günaha yönelmesi ve onu taata tercih etmesi sebebiyle üzülür. Ancak, gerçek tövbeyi erteler durur. İleride tam tövbe yapacağını söyler, istikamet sahibi olacağını düşünür. Tövbe ehlinin güzel hallerini, yüksek derecelerini sever. Kalbi, sıddıkların yüksek makamlarıyla hoş olur, huzur bulur. Bununla birlikte, gerçek bir tövbe edememekte ve istenilen güzel hâli ortaya koyamamaktadır. Çünkü nefsin hevâsı kendisini günahlara sevk etmekte, alışkanlıkları kötülüğe çekmekte, gaflet önünü perdelemektedir. Ancak o, günahları işlerken tövbe ve istiğfarı elden bırakmamakta, fakat alışkanlıklarından da kurtulamayıp, dönüp yine günaha dalmaktadır. Böylece asıl tövbe, devamlı ileriki vakitlere tehir edilip durmaktadır.

Böyle bir kimsenin güzel amelleri ve geçmişteki iyi hallerinin kötülüklerine keffaret olması sebebiyle, istikamet hâlini bulması ümit edilir. Bununla birlikte, günahlarının devamlı oluşundan dolayı hâlinin kötüye gideceğinden de korkulur. Bu kimsenin nefsi, kötülüğe teşvik ve sevk eden bir nefistir. Kendisi, iyilikle kötülüğü birbirine karıştıran, bazen iyiliğe bazen kötülüğe dalan ve Allahu Tealanın tövbesini kabul etmesi umulan bir kimsedir.

Bu durumda olan bir kul, iki hâl arasındadır. Yani, ya nefsin sıfatları kendisine galip gelir ve hakkında ezelde takdir edilen azap tahakkuk eder. Veya Yüce Mevla’sı kendisine rahmet nazarıyla nazar buyurur, hata ve kusurlarını tamir eder ve bütün sıkıntılarını gidererek ona ezelde takdir ettiği ihsanını ulaştırıp kendisini dostlarının derecelerine kavuşturur. Çünkü bu kul, Allah’ın rahmet ve fazlıyla onların yoluna girmiştir ve niyeti de ahirettir.

Dördüncü Grup: Bu gruptaki kimse, kullar içinde hâli en kötü, nefsine karşı vebali en büyük ve Allah’tan sevap olarak elde edeceği nasibi en az olan kimsedir. O, bir günah işler, peşinden onun gibi veya ondan daha büyük bir günah düşünür. İmkan bulduğunda günahtan hiç geri durmaz. Tövbeye hiç niyet etmez. Asla istikamet hâline karar vermez. Kendine göre, hâlini ve akıbetini güzel düşündüğünden, ilâhî vaadlere yönelmez, kendisini kesin emniyette gördüğünden de herhangi bir tehditten korkmaz.

Bu kimse gerçekten günahta ısrar hâlinde olup, azgınlık ve kibir arasında bocalayıp durmakta, “günahta ısrar edenler helak olmuşlardır.” hadisinin tehdidi altına girmekte ve ateşe yönelmiş olmaktadır.

Bu kimsenin nefsi, devamlı kötülüğü emreden “nefs-i emmare”dir. Ruhu devamlı hayırdan kaçar bir haldedir. Böyle bir hâle sahip olanın akıbetinin kötü olacağından korkulur. Çünkü o, kendisini bu sonuca götürecek bir haldedir ve onun yoluna girmiştir. Bu durumda kötü akıbet ve azap uzak değildir.

Böyle kimseler hakkında: “Kim, ileride Allahu Teala’ya tövbe edeceğini söylüyorsa, O’na karşı yalan söylemiş olur” denmiştir. Burada, kötü olup felaketi hazırlayan, kulun bir günahtan çıkıp ondan daha büyüğüne dalmasıdır. Onların işi Allah’a kalmıştır. Ayetinde belirttiği gibi O, bunlara dilerse azap eder, dilerse günahlarını affeder.( Tövbe 9/l06) Biz, azabından Allahu Teala’ya sığınır, rahmet ve mağfiretini isteriz.” ( el-Mekkî, Kutu’l-Kulûb, I, 193.)


Kaynaklarıyla Tasavvuf - 2

Dilaver Selvi
 

2007/9/12

RAMAZAN AYI (herkese mübarek olsun)

Ramazan Ayinin Özellikleri

1. Insanligi karanliklardan çikarip aydinliga kavusturan, Rabbimizin son mesaji Yüce kitabimiz Kur'an-i Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye baslamis ve böylece insanlik için yepyeni ve mutlu bir dönem baslamistir.

Bu gerçek. Kur'an-i Kerim'de söyle bildirilmistir:

"

Ramazan ayi ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve dogruyu yanlistan ayirici belgeler olarak indirildi.
"

Kur'an-i Kerim Ramazan ayinda inmeye basladigi için bu ay. bir anlamda Kur'an ayidir. Kur'an-i Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yil Ramazan ayinda Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karsilikli olarak birbirlerine okurlardi. Peygamberimizin bu dünyadan göçtügü yilin Ramazaninda bu durum. son olarak ve iki defa gerçeklesmistir.

Ramazan ayinda camilerimizde ve evlerde okunan ve cemaatin büyük bir manevi zevk ve husû içinde dinledigi mukabele ve Kur'an hatimler; Cebrail ile Peygamberimiz arasinda yapilan mukabelenin devam ettirilmesidir .

Bu vesile ile Kur'an okumanin fazileti ve manasini anlamaya çalismanin önemini belirtmekte fayda vardir. Kur'an okuimak ve okunan Kur'an'i dinlemek sevabi çok olan bir ibadettir .

Peygamber Efendimiz:

"Kim Allah'in kitabi Kur'an'dan bir harf okursa onun için bir sevap vardir. Her sevabin karsiligi da on kat verilecektir"

buyurarak Kur'an okuyanlara verilecek sevabin miktarini belirtmis, ayrica Kur'an-i Kerim'in okuyucularina sefaat edecegi Peygamberimiz tarafindan bildirilmistir.

Söyle buyuruyor:

"Kiyamet günü oruç ve Kur'an kul'a sefaatçi olurlar.

Oruç: - Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yemekten ve zevklerinden alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der .

Kur'an:

- Ya Rabbi, ben onu gece uykusundan alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der.

Her ikisi de sefaat ederler.

Kur'an-i Kerim, insanligin kurtulusu için gönderilen son ilâhî mesajdir. Onu okumak ibadettir. Ancak sadece okumak yeterli degildir. Müslümanin asil görevi, Kur'an'i okuyup manasini anlamaya çalismak ve onun gösterdigi nurlu yoldan yürümektir.

Kur'an-i Kerim'in gönderilisindeki sebeb ve hikmeti, yine Kur'an'dan ögreniyoruz.

Yüce Allah söyle buyuruyor:

"Ey Muhammed! Sana bu mübârekkitabi (Kur'an'i) ayetlerini düsünsünler ve akli olanlar ögüt alsinlar diye indirdik."

2. Alemlere rahmet olarak gönderilen, yaratilmislarin en faziletlisi, Allahin en sevgili kulu, son peygamber, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a peygamberlik görevi bu ayda verilmistir. Mekke yakinlarindaki Hira magarasinda "oku" emri ile baslayan ilk Kur'an ayetlerini Hz. Muhammed'e teblig eden büyük melek Cebrail (a.s.) daha sonra ona "Sen Allah'in Rasûlüsün (Peygamberisin) ben de Cebrailim" diye hitap ederek onun insanligin kurtulusu için peygamber olarak görevlendirildigini bildirdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu kutsal göreve baslamasi ile karanliklar içinde bocalayan insanlik için nurlu bir ufuk açildi. Onun kalplere yerlestirdigi iman isigi sayesinde cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düsmanligin yerini insan sevgisi aldi ve gerçek anlamda huzur ve kardesligin temelleri atildi.

3. Bin aydan daha hayirli oldugu Kur'an-i Kerim'de bildirilen ve mü'minlere Allah'in en büyük lütuf ve ikramlarindan biri olan "Kadir Gecesi" de bu ayin içindedir. Bu gece, müslümanlarin iyi degerlendirmesi gereken büyük bir firsattir.

4. islâm'in bes sartindan biri olan, insani nefsinin asiri arzularindan ve maddî ihtiraslardan kurtarip yücelten ve âdeta meleklestiren oruç ibadeti. bu aya tahsis edilmistir.

Ramazan gecelerinde cemaatin büyük bir cosku ile kildigi teravih namazi da bu aya mahsus bir ibadettir. Oruçlunun derin bir huzur ve manevî zevk duydugu sahur ve iftar sofralari da bu aya ayri bir anlam kazandiran özelliklerdir. Iste böyle özellikler ve manevî güzelliklerle dolu mübârek Ramazan ayi, mü 'minler için manevî degeri çok büyük bir rahmet mevsimidir. Bu ayi, Yüce Rabbimize ibadet ederek ve insanlara iyilik yaparak degerlendirdigimiz takdirde kazancimiz büyük olacak ve ebedî saadetin kapilari bize açilacaktir. Bu ayi. "Evveli rahmet, ortasi magfiret, (günahlarin bagislanmasi) sonu da cehennemden kurtulus"  olarak nitelendiren Peygamberimiz. ayrica mü'minlere su müjdeyi veriyor:

"Ramazan ayi gelince; cennet kapilari açilir, cehennem kapilari kapanir ve seytanlar kösteklenir."

Bu hadis-i serifin ifade ettigi bir mânâ da sudur:

Ramazanda kendisini cennete götürecek iyi isler yapan mü'mine cennetin kapilari açilmis, cehenneme götürecek kötülüklerden sakindigi için de cehennem kapilari ona kapanmis demektir. Oruç sayesinde nefsine hakim olup seytana uymadigi için de seytani etkisiz hale getirmis olur.

Esasen Ramazan kelimesinin sözlük anlami da, oruçlunun günahlardan arinacagini ifade etmektedir.

söyle ki:

Ramazan; yaz aylarinin sonunda ve güz mevsiminin basinda yagan ve yerdeki tozlari temizliyen yagmur anlamindadir. Bu yagmur, nasil yeryüzünü yikayip tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayi da mü'minleri günahlardan öylece temizler.

Diger bir anlami da yanmaktir .Buna göre Ramazan ayi oruçlunun günahlarini yakarak yok eder demektir.

Her iki mânânin birlestigi nokta; oruçlunun bu ayda günâhlardan arinacak olmasidir. 

2007/9/8

namaz kılana 9 ikram

namaz kılana 9 ikram

Hz. Osman (r.a.) buyurdu ki: “Beş vakit namazı muntazam zamanında kılan kimseye Allahü Teâla (c.c.) dokuz ikramda bulunur”;

1)Cenab-ı Hak onu sever.

2)Bedeni sıhhatli olur.

3)Melekler onu muhafaza ederler.

4)Evinde bereket olur.

5)Yüzü, salih kimseler sîmâsı gibi olur.

6)Allah (c.c.) onun kalbini yumuşatır.

7)Sırat’ı şimşek gibi geçer. 8)Hak Teala onu cehennem ateşinden korur, iyi kimselere komşu eder.