Nurgül 的个人资料Nur^^Gül'e aşık^^照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2009/9/18

Bayram tebriği

Ramazani şerif bütün Müslümanlara mübarek olsun.
2009/9/13

Kadir gecesi ve fazileti

Kadir Gecesi



 

Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır: 
 
 

"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar."
(Kadir Suresi

Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:

"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır."

"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."

Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :

-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."

Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.

İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki:

"Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler nail olur."

Geldi işte gidiyor 11 ayın sultanı bizden nasıl ayrılıyor acaba ?
 
2009/7/18

Recebin 27inci gecesi mirac kandili (pazar günü)

Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: ?Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.? Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. ?Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık? derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. ?Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz? buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, ?Sen paşa oldun? dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Miraç Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

?Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim? duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.

Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha? dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.

2009/5/6

Başbağlar katliamı gibi.

Mardin'in Mazıdağı ilçesinin Bilge köyündeki kahredici kahredici, utanç verici, insanlık dışı saldırı bütün Türkiye'yi acıya boğdu. İster kız meselesinden, ister kan davasından, ister aile meselesinden, ister toprak kavgasından olsun bu vahşete bir gerekçe bulmak ne zor! Dehşeti tanımlayacak kelimeler bulmak ne kadar zor. Böylesine vahşet işleyebilecek ruh haline sahip insanların bu ülkede yaşıyor olması başlı başına utanç verici, aşağılayıcı bir şey.

Bu nasıl bir kültür, nasıl bir ruh hali, bu nasıl bir gelenek ya da her neyse.. Aramızda, yakınımızda, kentimizde, köyümüzde nasıl barınabiliyor? Hangi gelenek böyle bir şeyi besleyebilir? Hangi öfke şiddet ruhunu bu kadar besleyebilir? Bir insanı böylesine acımasız yapan öfke nasıl bir şeyden kaynaklanabilir? Hiçbir kalıba sığmayan, bugüne dek tanık olmadığımız bir şey bu. Hamile kadınları, bir yaşındaki çocukları, bir odaya istif ettikleri insanları, namaza hazırlanan insanları on beş dakika boyunca kurşun yağmuruna tutmak, ölmeyenleri, yaralı kalanları tekrar kurşunlamak nasıl bir cinnet hali?

Aynı topraklarda, ayni ailede, aynı kültürde yaşayan insanların yıllardır içlerinde barındırdıkları bir kinle aynı ortamları paylaşabilmesini anlamak mümkün değil. Ruanda soykırımındaki ruh haliyle o düğün evindeki ruh hali arasında ne fark var? Bundan sonra değişen sadece sayılar değil mi? Öfke aynı öfke değil mi? İçimizde böyle insanları yaşattığımızı bilmek ne ürkütücü.

Katliamı duyar duymaz aklıma gelenlerle açıklanan sebepler arasında hiçbir benzerlik olmadı. Aile içi, akrabalar arası, kız meselesi, paylaşılamayan her hangi bir şey aklıma bile gelmedi, gelemezdi. Çünkü bu gerekçelerden hiç biri böylesine bir saldırıya uymuyordu. Aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? Başbağlar katliamı!

Sivas olayları, o üzerinde belirsizliklerin hâlâ varolduğu acı olaylar yaşandıktan sonra Başbağlar'da bir kelimenin tam anlamıyla bir katliam yaşandı. 5 Temmuz 1993 günü, akşam karanlığında Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne gelen yüz civarında silahlı kişi, köyün giriş ve çıkışlarını tuttu. Telefon hatlarını kesti. Hiçbir şeyden habersiz, günlük işlerini bitiren, tarlasından evlerine dönen köylüler silah sesleriyle dışarı fırladı. Savunmasız köylüleri meydanda toplayan saldırganlar çocuk, kadın, yaşlı demeden 33 kişiyi kurşuna dizdi. Evler ateşe verildi. Saldıranlar, katliamın, “Sivas olaylarına misilleme” olduğuna dair bildiri bıraktıktan sonra çekildi. Binalar yapıldı, köy yeniden imar edildi. Ama 33 kişinin katilleri bulunamadı, bulunmadı. Olaydan sonra yakalananlar birilerinin talimatıyla serbest bırakıldı. Sonra tekrar aranmaya başlandı ama kaçan kaçmıştı.

Madem Ergenekon dosyaları faili meçhulleri yeniden gündeme getiriyor, karmaşık ilişkileri aydınlatmaya çalışıyor, bana göre Başbağlar'ın da bu açıdan yeniden ele alınması lazım. “PKK'lılar saldırdı” diyerek dosyaları kapatmak bir çok şeyin karanlıklar içinde kaybolup gitmesinden başka bir işe yaramayacak.

Bilge köyündeki katliamı duyduğumda aklıma ilk gelen Başbağlar saldırısı oldu. Eminim çok kişi olayı benzer biçimde değerlendirmiştir. Olaydan sonra saldırı sebepleri resmi açıklandığında şaşkınlık yaşadığımı da belirtmem gerekiyor. Öyle ya da değil. Bu acı örneğin sebebi ne olursa olsun, başka bir sonuç çıkıyor ortaya. Bu denli katliam işleme ruhuna sahip olanların elverişli araçlara ve ortamlara sahip olabilmesi. Belki de almamız gereken en büyük ders bu. Mazlum-Der'in açıklamalarıyla anlatalım:

“Katliam hiçbir şekilde adi bir vaka olarak değerlendirilemez. Bu olay, ülke siyasetinin ve toplumsal hastalıklarımızın en bariz ve en korkunç ifadesidir. Yıllarca toplumsal sorunlarımızın giderilmesi için 'çözüm' aracı olarak görülen koruculuk sisteminin bu toplumda yaşattığı ağır tahribat akli selim sahibi herkesçe adeta haykırılmaktaydı. Ancak kişisel sorunlarının çözümünde hukuksuz bir şekilde 'devlet gücünü' kullanan kişilerin sebebiyet vermiş olduğu olaylar hep münferit vakalar olarak algılandı. Mesele ciddiye alınmadı. Çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşan sade vatandaşları ülke güvenliğinin birer unsuru haline getirerek, silah almaya zorlamanın meydana getirmiş olduğu toplumsal travmanın anlaşılması için böyle ağır bir vahşetin yaşanmasını bekleyen herkesin ciddi bir şekilde sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Sorun bütün şiddetiyle ortadayken sorumluluk sahibi makamların meseleyi eğitimsizlik ve töre ile algılaması olayın vahametini daha da arttırmaktadır. Meselenin bir boyutu eğitimsizlik ve töre de olsa, katliamı gerçekleştirenlere bu zeminin hazırlanmış olması dikkatlerden kaçmaktadır.”

Hiç değilse ders alalım ve yapılması gerekenleri yapalım… Tek teselli bu olacak… Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum..

2009/3/27

Muhsin YAZICIOĞLU ŞİİR

 

 

*******ÜŞÜYORUM********

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
 
 
 

**********

Muhsin YAZICIOĞLU

 

       

                                                                      


 

2009/2/20

Cumanız mübarek olsun!

Cumanız mübarek olsun!

Olsun ki, yürekler atsın Allah (c.c.) Allah (c.c.) diye.
Olsun ki, Aşk-ı Muhammed (S.A.V.) gönüllere azık olsun.
Olsun ki, paramparça bu ümmet; kardeşlik bilinciyle kaynatılmış,
tevhid temeli üzerine kurulmuş, çatısı Kuran, zineti sünnet olan bir kaleye dönüşsün!
 
2009/2/13

Selâm Sana Prof.Dr.Es'ad COŞAN Rh.A İzindeyiz

 
Sevgili Hocmızı saygıyla muhabbetle ve rahmetle anıyoruz.
 
Yakın ve uzak çevrinize ilgi gösterin ilme,yeniliklere,gelişmelere önem verin.

-Evlerinize sadece akla uyan.işe yarayan lüzumlu,faydalı eşya bulunsun.

-Spor ve sıhhate çok önem verin.Katiyyen sıhhatinizi tehlikeye sokacak işler yapmayın.Sıhhatli kuvvetli müslüman daha hayırlıdır.

-Kur'an-ı Kerim'in en güzel izahı Resûlüllah'ın hayatıdır.Sahabe-i kiram'ın hayatıdır.Onların hayatı çok önemlidir.Sahabe-i kiram'ı iyi öğrenin.

-Allah'ın dini yüce olsun diye,o niyetle,o maksatla yapılan bir çalışma cihad olur.Bir diğeride yalnızca Allah rızası için olur.Mü'min olması şart.

-Yapılan hizmetin karşılık beklemeden,ivazsız ve garazsız olması gerekir.Gaye Allah'ın rızasını kazanmaktır.

-Allah'ın emrettiği şekilde davranıp iyi bir kul olarak yaşayanlar cennete mükafatlanacak,kötüler ise cehennemde yaptıklarının cezasını görecek.

-"Rabbim!Eğer sana cehennemden korktuğumdan tapıyorsam beni oraya at va yak;eğer cennet umduyla tapıyorsam bana orayı haram eyle,Fakat seni,sırf zatın için seviyorsam,didarını ve ebedi güzelliğini benden asla esirgeme...AMİN.
Müslümanlar olarak hepimizin ilk işi,ortak görevi din-i mübin-i islâm'a canla,başla hizmet etmektir.Çünkü iki cihanın izzet ve saadeti ancak islâm'a sımsıkı sarılmakla ele geçecektir.
Prof.Dr.M.Es'ad ÇOŞAN(Rh.A)
2009/1/30

En iyi Müslüman Ölu Müslümandir !!!

Bu söz bir Sırp kasabına aitti. 1993 yılında Medeni (!) Avrupa’nın orta yerinde işlenen suça gerekçe oluşturmak söylendi. Bosna’da analar ağladı, babalar ağladı, ümmet ağladı. Sırp kasabı sözünü tuttu, “En iyi Müslümanlar” olarak gördü, “Öldürülmüş Müslümanları”…
 
Ümmetin sesi soluğu çıktı ama, nedense Medeni Avrupa bir türlü sesini çıkartamadı…
Avrupa’dan ses çıkmadı…
AİHM’den ses çıkmadı…
BM’den ses çıkmadı…
 
***
 
Aralık sonundan itibaren Gazze’de siviller öldürülüyor, suçsuz, masum bebekler katlediliyor, her gün füzeler, bombalar yağdırılıyor
Ne Arap Birliğinden,
Ne Avrupa Birliğinden
Ne AİHM’den,
Ne ABD’den ses çıkmıyor…
Yine bölgeden ses veren neredeyse yalnızca Türkiye…
 
***
 
Tüm bu sessizliğe kızarken haber merkezleri İsrail’den kanımızı donduracak bir haber servise koyuyor. Haberden alıntılıyorum;
“İsrail’de bir çok dini kurum İsrail ordusunun Gazze’de yaptığı katliamları tebrik eden fetvalar yayınlanmaya başladı. İsrail ordusunun çocuk ve kadınlara yönelik katliamlarını “düşmanın toplu olarak cezalandırılması” olarak nitelendiren hahamlardan biri “Gazze’de bir milyon veya daha fazlası öldürülebilir. Bunun hiçbir sakıncası yok” dedi.
 
İsrail’de milliyetçi dini akımın en yüksek dini mercii olarak kabul edilen Haham Mordehay İlyahu İsrail Başbakanı Ehud Olmert’e ve diğer İsrail liderlerine gönderdiği mektupta Tevrat’ta Tekvin seferinde geçen Şikim ibn Hamur’un uğradığı katliama göndermek yaparak düşmanları toplu cezalandırmanın savaş ahlakı içerisinde mümkün olabileceğini ve filistinli sivil vatandaşlara zarar vermenin dini bir görev olduğunu belirtti. Açıklama uzayıp gidiyor…
 
Ve korkulan ifadeler söyleniyor; “Filistinliyi öldürmek dini bir görevdir…”
 
Bekliyoruz…
AİHM’den ses yok…
AB’den ses yok…
Arap Birliğinden ses yok…
İşin garip tarafı bu açıklamayı kınayan bir basın açıklaması bile yok…
 
***
 
Ama gelin görün ki söz konusu “Müslüman olmayan” birinin canı olduğunda bakın neler oluyor…
 
Bu da son örnekler arasında.
 
Kurtlar Vadisi dizisinden tanıdığımız oyunca Atilla Olgaç bir röportajında diyor ki, “On Rum öldürdüm…” Ertesi gün bunu tekzip ediyor, ama ok yay dan çıkmış, bir anda ortam alevleniyor…
 
Olgaç, RUM TV’lerine kadar canlı yayına bağlanıp Kur’an üzerine yemin ettiyse de kimseye inandıramadı. “Yaptığım şey şakaydı, senaryoyla karıştırdım” desede Rum ayağa kalktı, Rum devleti resmen açıklamalar yaptı ve soruşturma istedi. Yetmedi, AİHM’den bir açıklama geldi bugün… “Olgaç ve Türkiye hakkında soruşturma açılıyor…” Tam bunun bir komedi olup olmadığını soruyordum ki Beşiktaş Cumhuriyet Başsavcılığı da Olgaç’a soruşturma açtığını duyurdu.
Oturdum ağladım…
İnanın ağladım…
 
Bosna’da ölenler için, Gazzede ölenler için velhasıl Çeçenya için, Kıbrıs için, Girit için…
 
Müslümanların canının kıymetinin olmadığı bir dünyadayız…
Suçsuz bebeler de olsa kıymetsiz, çünkü Müslüman kanı taşıyor…
Ama; ölen Rum’sa, Ermeniyse, Yahudiyse dünya ayağa kalkıyor…
Ve dünya bir kez daha Sırp’ın sözüne inandığını gösteriyor; “En iyi Müslüman, ölü müslümandır…”
 
İçime yüklediğim acıyla bitireyim rahmetli Akif’in şiiriyle…
“Ey Milleti Merhume sabah oldu uyan!
Sana az geldi bu ezanlar diye ötsün mü bu ÇAN”
 
 ***
 
Davos’ta Gururum Okşandı!
 
Kim ne derse desin…
Hangi diplomatik teraneleri okursa okusun…
Hangi “nezaket” ihlalinden bahsederse bahsetsin…
Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki “erkekçe” tutumu resmen gururumu okşamıştır…
Açıkça gururum okşandı…
Bacak bacak üstüne atarak, kendinden emin bir şekilde yanındaki “katile” seslenerek konuşan Başbakanımız, “İnsan öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözüyle Davos’u da “Türk gecesine” dönüştürmüş ve unutulmaz bir Davos Zirvesi haline getirmiştir…
2008/12/5

Zilhicce arefe. kurban

Hacca doğru giden günlerdeyiz, çok kıymetli günler... Bu günlerde çok muazzam bir ibadet var, hac ibadeti var hacca gelenler için.

Amma hacca gelmeyenler için, bu on gün on gece; Arafe gecesi, bayram gecesi, bayramın birinci günü dahil... Hattâ bayramın ikinci gününü ve sâir günleri sayarsak on günü de ileriye doğru geçiyor.

Bu günlerde ibadetleri Ramazandaki gibi arttırmak, çoğaltmak lâzım!

Allah'a en güzel ibadetlerden birisi olan, nafile namazları çok kılmak lâzım ve nafile oruçları çok tutmamız lâzım!..

Çünkü, Peygamber Efendimiz'in hatunlarından rivayet edildiğine göre:

RE. 557/4 (Kâne rasûlü'llàh SAS yesùmu tis'a zilhicce) "Peygamber Efendimiz Zilhicce'nin dokuz gün orucunu tutardı." Yâni hacca kadarki günler. (Ve yevme àşûrâ') "Aşure orucunu, yâni Muharremin onuncu gün orucunu tutardı. (Ve selêsati eyyâmin min külli şehr.) Her Arabî aydan üç gün oruç tutardı."

Çok mübarek günler, Kur'an-ı Kerim ayetlerinde zikredilmiş günler... Sahabe-i kirâm da, Peygamber Efendimiz de bu günlerde ibadetlerini aşk ile, şevk ile arttırmış.

Onun için biz de, unutulmuş olan bu ibadetleri canlandıralım! Sünnet-i seniyyeye dönüş, asr-ı saadete dönüş böylece adım adım, gün gün, fiil fiil, eylem eylem tahakkuk etmiş olsun.


Oruçla ilgili yine Peygamber Efendimiz'in, Abdullah ibn-i Amr ibnü'l-As RA'dan rivayet edilmiş bir hadis-i şerifini belirteyim:

RE. 426/1 (Men sàme yevme arafete gufira lehû seneteyn)
"Kim Kurban Bayramından bir gün önceki Arafe gününde oruçlu olursa, iki senelik günahı mağfiret olunur. (Senetün emâmehû) Önünde gelecek sene birisi; (ve senetün halfehû.) birisi de geride bıraktığı, yaşayıp tükettiği sene..."

Demek ki geçmişe de şümûlü var, faydası var, geleceğe de faydası var."

Prof.Dr.M.Es'ad COŞAN (Rahmetullahi aleyh)


Zilhicce ayı

Ayların on ikincisi ve savaşmanın haram kılındığı haram ayların (eşhürü'l-hurum: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb) ikincisidir.

İçinde Kurban bayramının da bulunduğu Zülhicce ayı, mübarek ayların en mühimleri arasında yer almaktadır.

Ashabtan ibnu Abbas (ra), Peygamber'den (sas) bu ayla ilgili şu hadisi nakletmektedir:

Peygamber (sas); "Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah nezdinde daha makbuldür" buyurmuştur.

Zilhicce'nin sekizinci gününe "terviye günü" dokuzuncusuna "Arefe günü";
Kurban bayramı gününe (onuncu güne) "nahr günü",
ondan sonraki üç güne de "teşrik günleri" denilmiştir.

"Arefe günü" burada, Kurban bayramından bir önceki gün anlamında değil, Arafat'ta vakfe gününü simgeleyen şer'î bir isimdir.

10 Gece nedir?

Zülhicce'nin ilk yarısındaki günler, yüce Allah katında değerli günler arasındadır Hatta "Cuma haftanın; Zülhicce'nin ilk onu ise yılın mübarek günleridir" denilmiştir. Buna göre Zülhicce'nin ilk onuna tesadüf eden Cuma, her iki fazileti de toplayacağı için yılın en mübarek günlerinden biri sayılmıştır.

Hz. Peygamber ve ashâb-ı kiram pek çok fazîletin bir arada toplandığı Zülhicce'nin ilk yarısını zikr, tesbîhât, ibâdet ve tefekkür ile geçirirler, yoksullara yardım ederlerdi.

Dolayısıyle onları örnek alarak müslümanların o günlerde ibadetlerine dikkat etmeleri, dualarını artırmaları, hayır ve hasenâtı daha çok yapmaları, kendilerini nefs muhâsebesine tabi tutarak hatalarına tevbe etmeleri uygun olur.


Geçtiğimiz zaman zarfında Recep, Şaban, Ramazan, Regaib, Miraç, Berat, Kadir fırsatlarını yaşadık. Şayet iyi değerlendiremedik diyorsanız üzülmeyin Rabbimiz yeni bir fırsat daha lutfediyor:

Zilhicce ayının ilk 10 günü. Fecr Sûresi’nde, “On geceye yemin olsun ki...” (Fecr, 89/2) diye yemin edilen bu mübarek zaman dilimi hepimiz için yepyeni bir manevi fırsat dönemi.

“Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.”

(Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace, Sıyam, 39)

“Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.”

“Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.”

(Tirmizi, Savm, 52)

“Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!”

(Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

Tesbih, Sübhanallah;
Tahmid, Elhamdülillah;
Tehlil, Lâ ilâhe illallah;
Tekbir ise Allahu ekber demektir
2008/10/5

Türkiye Şehitlerini Uğurladı

Şemdinli'deki hain saldırıda şehit olan askerler törenlerle toprağa verildi. Törenlerde tüm ülke tek yürek olup terör örgütünü lanetledi.

İlk olarak Şehit asker Hakkı Aran uğurlandı dün akşam (04.10.2008), memleketi Diyarbakır'da düzenlenen törenle son yolculuğuna.

Bugün ise yüzbinlerce kişi şehitlere son görevini yerine getirebilmek için döküldü meydanlara...

Hain saldırıda şehit olan diğer askerlerden, Davut İlbaş, Siirt'de, Selçuk Can, Osmaniye'de, Cahit Yıldırım, Erzurum'da, Hasan Aygör, Kırıkkale'de, Ozan Onur İlgen, Adana'da, Rasim Eser, Mersin'in Silifke ilçesinde, İlhan Küçüksolak, Gebze'de, Ramazan Yeşil, Antalya'nın Serik ilçesinde, Halil İbrahim Arılık, Denizli'de, Oktay Karakelle ve Çağlar Mengü, İstanbul'da, Hasan Önal, Eskişehir'de, Egemen Yıldız, İzmir'de, Muhammet Aydemir, Artvin'in Borçka ilçesinde düzenlenen törenlerle son yolculuklarına uğurlandı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar, Kuvvet Komutanları, kısacası devletin zirvesi şehit cenazelerinde şehit aileleriyle birlikte saf tuttu.

Birlik ve beraberlik sloganlarının atıldığı törenlerde şehit yakınları metanetlerini elden bırakmadı.
 
Kanlı terör örgütünun düzenlediği saldırıda ölen kardeşlerime Allahtan rahmet yakınlarına sabır diliyorum.Şehit olmayı hakedecek kadar kutsal insan olmayı bende diliyorum .
 
2008/9/30

Bayram gunahlardan kurtulmaktir


 Bütün kardeşlerimin mübarek Ramazan bayramını kutlar hayırlı bereketli Allahın rızasına uygun bayram gecirmeyi dilerim ..
Bayram, günahlardan kurtulma günüdür. Mü’minin bayramı, günahlarının affedildiği gündür. İmânla öldüğü gün bayramdır. Cennette Allahü teâlânın rûyetine kavuştuğu ve Peygamber efendimizi gördüğü gün, mü’minin bayramıdır. Hakiki
Bir bayram günü, insanların neşeyle eğlendiklerini gören hazret-i Ali;
“Günah işlemediğimiz gün de, bizim bayramımızdır” buyurmuşlardır.
Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, nice mübârek günler, geceler ihsân etmiştir. Ramazan ve Kurban bayramları da bu ihsânın içindedir. Bunları fırsat, ganimet bilerek, Rabbimizin rızasına kavuşmayı talep etmeliyiz.

Ana-babanın rızâsı...
Ana-baba hayatta ise, rızâsını almak için uğraşmalıdır. Zira ana-babasını râzı eden kimse için, Cennette iki kapı açılır. Bir kimsenin ana-babası zâlim olsalar dahi onlara karşı gelmek, onlarla sert konuşmak câiz değildir. Çeşitli vesilelerle, onların elleri öpülüp, duâları alınmalı, haklarını helâl ettirmelidir. Ana-babanın duâlarını almak için vesilelerden biri de bayramlardır. Bayramlarda, ana-babaya çeşitli hediyeler alıp, bayramları tebrik edilerek, hakları helâl ettirilmeli ve duâlarını almalıdır. Arada kırgınlıklar varsa bu vesile ile giderilmelidir. Allahü teâlâ Mûsâ aleyhisselama buyurdu ki:
(Yâ Mûsâ, günahlar içinde bir günah vardır ki benim indimde çok ağır ve büyüktür. O da, ana-baba evlâdını çağırdığı zaman emrini dinlememesidir.)
Dâvûd-i Tâî hazretleri, kendisinden nasihat isteyen kimseye;
“Dünyâda oruçlu gibi, ölüm geldiğinde de, bayram sevinci içinde ol. Halktan yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçıp kendini mesûd kıl. Dilini koru, lüzumsuz şeylerden kaçın. Âhirete götüreceğin şeyler nisbetinde dünyâ ile ilgilen” buyurmuştur.
Sırrî-yi Sekâtî hazretleri anlatır:
“Bir bayram günü hazreti Ma’rûf’u hurma toplarken gördüm ve;
-Bunları ne yapacaksın? diye sordum.
-Ağlayan şu çocuğa niçin ağladığını sordum. Yetim olup anne ve babasının öldüğünü, arkadaşlarının yeni elbiseleri, oyuncakları olduğunu kendisinin ise, olmadığını söyledi. Bu hurmaları toplayıp satacağım, oynaması için ona oyuncak satın alacağım dedi. Bunun üzerine;
-Bu işi bana bırak deyip çocuğu alıp götürdüm. Yeni güzel elbiseler ve oynaması için de bir oyuncak aldım. Çocuk o zaman memnun oldu. Bundan sonra kalbime bir nur geldi, kalbim parladı ve hâlim bambaşka oldu.”
İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin talebelerinden biri anlatır:
“Bir bayram günü İmâm-ı Şâfiî hazretleri ile berâber mescidden çıktık. Bir mesele hakkında sohbet ediyorlardı. Evlerinin kapısına gelince, bir hizmetçi kendisine bir kese altın getirip, efendisinin selâmı olduğunu ve bunu kabûl buyurmasını ricâ etti. İmâm-ı Şâfiî hazretleri keseyi kabûl etti. Biraz sonra biri gelip;
-Bir çocuğumuz oldu ve hiç paramız yok. Sizden Allah rızâsı için biraz para istiyorum dedi. İmâm-ı Şafiî hazretleri, o keseyi açmadan, o şahsa verdi. Halbuki kendisinin de hiç parası yoktu.”
Şumeyt bin Aclân hazretleri bir bayram günü eğlenen kalabalığa bakarak;
“Eskimeye mahkûm bir elbise ve bir müddet sonra böceklerin yiyeceği et olan şu insanları görüyor musun?” buyurarak kabre girecek bir insanın gaflet içinde eğlenip oynamasına olan hayretini bildirmiştir.
İbrâhim Ubeydî şöyle anlatır:
“Bir bayram günüydü. Muhammed Zeynelâbidîn hazretleri, benim, yanından ayrılmamı istemedi ve;
-Bugün bayramdır. İnsanların bir araya gelip dağılma günüdür. Sen benim yanımdan ayrılma. Ziyârete gelenlerin ayrılmalarından sonra, bende bir yalnızlık oluyor. Bugün benim dostum ol. Seninle konuşmak beni memnûn ediyor buyurmuştur.”

“Niçin böyle yaptın?”
Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin on sene canı, mahallî bir yemek ister. Yememesine rağmen bir bayram gecesi nefsi kendisine;
-Ne olur, bayram gününde şu yemeği versen deyince, Zünnûn-ı Mısrî hazretleri;
-Ey Nefsim! Şâyet bu gece bana yardım edip de, iki rekat namazda Kur’ân-ı kerîmi hatim edersen, sana bu yemeği veririm der. Ertesi gün bayram namazından sonra nefsinin arzu ettiği yemeği getirirler. Bir lokma alıp geri koyar ve namaza durur. Kendisine;
-Niçin böyle yaptın? deyince;
-Tam yiyeceğim sırada nefsim bana, sonunda maksadıma ulaştım, dedi. Ben de, hayır ulaşmadın, diyerek lokmayı geri koydum cevâbını verir.
Behlül-i Dânâ hazretleri buyuruyor ki:
“Bayram, ilâhî azâptan emin olanlar, hatâ ve isyânı bırakanlar içindir.”
Netice olarak, Eşrefoğlu Rûmî hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Akıllılar bu dünyâda şu üç şeyle meşgul olurlar. Böylece onlar, herkesin üzüldüğü gün, bayram ederler: 1- Dünyâ seni terk etmeden sen dünyâyı terk edesin. 2- Her şeyden kurtulasın. 3- Rabbinle buluşmadan, Rabbin senden râzı olsun bayram, Rabbimizin huzûruna, yüz akıyla çıkabilmektir.
 
ramazankn6
                
 
2008/9/28

Kadir gecemiz mübarek olsun ..

Selamün aleyküm sayın Müslüman kardeşlerim ,bütün kardeşlerimin Kadir gecesinin afolunma sebebimiz yokuktan varlığa, günahlardan temizlenmeye vesile olacak başlangıclara adım atmaya ,hayatımızın dönüm noktası olmasını cani gönülden diliyor ve tek gecelerde kadir gecesinin aranmasını tavsıye ediyor alimler o halde her geceyi Kadir her geleni Hızır a.s bilmeli insan..Dua ile selametle .. Duaya muhtac aciz kardeşiniz nurgül ....
2008/9/21

İtikâf ne demektir?

  • İtikâf ne demektir?

İtikâf kelime olarak “hayır veya şer ne olursa olsun bir işe bağlanmak, ayrılmamak” demektir. Dini bir terim olarak itikâf cemaatle namaz kılınan bir mescidde, oruçlu olarak ve itikâfa niyet ederek bulunmak demektir. Buna göre itikâf “Allahım beni bağışlamadıkça huzurundan ayrılmayacağım” demek olur.

Bu şekilde itikâf yapmak, Peygamberimizin (s.a.v) yaptığı bir uygulama olup Hanefilere göre sünnet-i kifayedir. Yani bir yerleşim yerindeki cemaat içinde bir kişinin yapmasıyla diğerleri sorumluluktan kurtulmuş olur. Bununla beraber durumu müsait olan daha çok sayıda ki de itikâfa girmesi çok faziletli bir davranış olur. İtikâf Şafiilere göre sünnettir.

  • İtikâfın amacı nedir?

İtikâfın amacı; Allah Teâlâ’ya yakınlaşabilmek için dış dünyadan sıyrılmaktır. Kalbi dünyevi meşguliyetlerden uzaklaştırmaktır. Onun keremine da yanmak ve rahmetine yakınlaşmaktır. İtikâf yapan kişi, mescidde geçireceği bütün zamanını ibadete ayırmış demektir.

Hadis meali, “Ramazan ayında on gün itikâfa giren kişi iki hac ve iki umre sevabı kazanır” [1]

24

  • İtikâf ne zaman yapılır?

Hadislerden öğrendiğimize göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ramazan ayının son on günü girince, gecelerini diğer gecelerine göre daha fazla ihya eder, aile fertlerini uyandırır ve kendisini daha çok ibadete verirdi. [2]

  • İtikâfın şartları nelerdir?

Ramazan ayında itikâfa girebilmek için Müslüman olmak, ergenlik çağına erişmiş bulunmak, akıllı olmak, (erkekler için) bir mescidde (kadınlar için bir evde) bulunmak, niyet etmek, oruçlu bulunmak, cünüp bulunmamak gerekir.

  • İtikâfın süresi ne kadar?

İtikâfın en az süresi fıkıh âlimlerine göre, herhangi bir zaman dilimi içinde geçen az veya çok süre demektir. Mescitte niyet ederek kısa bir süre oturmak da itikâf sayılır.

Hadis meali,  “itikâfa giren kişi için Allah Teâlâ cehennem ile arasına üç hendek mesafe koyar. Her bir hendeğin uzunluğu doğu ile batı arasındaki kadar mesafedir”. [3]

  • İtikâfın adabı nedir?

İtikâf süresince hayır konuşmak ve günah sayılacak işlerden kendini tutmak gerekir. İtikâfta olduğu müddetçe kişi, Kur’an-ı Kerim, hadis-i Şerif veya dini’ kitapları okuyabilir. Salât ve selam getirebilir. Zikir yapabilir, tefekkür edebilir. Allah dostlarının hayatlarından, kendi hayatı için örnekler araştırabilir. Bütün bunları yaparken, temizliğine özen gösterir.

Din bakımından özür kabul edilmeyen bir husus için mescidden dışarı çıkmaz. Lakin abdest ihtiyaçlarını gidermek, gusül abdesti almak bir özür kabul edilir. Herhangi bir meşru özrü olmadan mescidden dışarı çıkarsa itikâf bozulur. Mesela, hasta ziyaretinde bulunmak, cenazeye katılmak, alışveriş yapmak gibi…

  • Kadınlar nasıl itikâf yapabilir?

Kadınlar, itikâf ibadetlerini evlerinde namaz kılmak için ayırdıkları bir yerde yaparlar. Erkekler için mescidde geçerli olan bütün uygulama, kadınlar için de evlerinde geçerlidir.495m98apwxdih62mg3

İtikâf nedir kadınlar nasıl yapar?(ilgilenenler için)

 
   Soru:                    
İtikaf nedir, kadınlar nasıl yapar.
Evde itikafa nasıl girilir?
En az, en çok ne kadar durmak gerekir?
İtikafta oruçlu olmak şart mı?
CEVAP
Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikaf denir.

Ramazan-ı şerifte itikaf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikaf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikafa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkanı olanlar itikafa girmelidir! İtikaf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İtikafta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

(Bir devenin iki sağımı kadar itikaf eden, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [Tenvir]

(Ramazanda on gün itikaf eden, 2 defa
[nafile] hac yapmış gibi sevap kazanır.) [Beyheki]

(Allah rızası için bir gün itikaf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hakim]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikaf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaat ile namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin dedim. Mescidde itikaf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin]
23
İtikaf; oruç, namaz gibi adak olunur. Çünkü başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikafa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikafa gireceğim demek adak olur. (S.Ebediyye)

İtikaf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikaf yapmaz. Evde ise şarta bağlıdır. Eğer mescit olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikafa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiç biri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz.

Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifayedir. Az itikaf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi. İtikafa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkanı olan kadınların evde itikafa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.
2008/8/14

BERÂET GECESİ..

16-17 AĞUSTOS GECESİ BERAAT KANDILI DOLAYISILLA  YAZIMI EKLİYORUM, GENİŞ BİLGİ ALMAK İSTEYEN KARDEŞLERİM İSLAMİYET GEN.TR ADLI VEYA SUFIZM VE İNSAN ADLI  SİTELERDEN DE BAKABİLİRLER.. AF GECESİNDE HEPİMİZİN AF OLARAK  ALLAH C.C BİZİ SABAH KALKMAYI NASİP EYLESİN..AMİN  .
 
 
Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece.

Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır:

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle 'Mübârek'; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle 'Beraet'; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle 'Rahmet', geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle 'Berae veya Sakk' adı da verilir.

Bu gecenin beş özelliği vardır:

1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.

2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.

3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.

4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.

5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban'ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban'ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban'ın onbeşinci günü verilmiştir.

Anne ve babasını incitenler, büyücüler, başkalarına kin besleyenler içki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar.

Bu konuyla ilgili olarak şu hadisler rivayet edilmektedir:

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu geceyi Hz. Âişe validemize tanıtırken şöyle buyurmuştur:

"Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem'den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. " (Buhârî, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118).

İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır. Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz şekli yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah'a şöyle dua etmiştir: "Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten âcizim. Sen seni senâ ettiğin gibi yticesin. " (et-Tergib, II, 119, 120).

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere de şöyle buyurmuştur:

"Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifaâ dileyen yok mu;ş ifâ vereyim. "

"Allah Teâlâ Şaban'ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar. " (İbn Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38).

Durak PUSMAZ

2008/7/26

Miraç kandili ..

Mirac Kandili, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimizin gecenin bir anında Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya, oradan da göklere seyahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de; "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı yücedir.Doğrusu O, işitir ve görür." (İsra Suresi:1) buyurmuştur.

Blume712Blume712

Peygamberimizin hayatı içinde önemli bir yeri olan Mirac, Allah'ın sevgili Rasûlünden başka hiç kimseye sunmadığı ilahî bir ihsandır.
Yüce Peygamberimiz için pek büyük şan ve şereflerle dolu olan Mirac mûcizesi, biz müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla doludur.
Mirac olayının biz müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dinin direği olan namazdır. Namaz, bize bir Mirac hediyesidir. Onun içindir ki, namaz mü'minin miracı olmuştur. Nasıl ki, yüce Peygamberimiz Mirac'ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlası ile karşı karşıya geldi ise, mü'min de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme  fırsatı bulur. Eğer mü'min, günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Mirac olur, kul onunla Hakk'a yol bulur.
flor1144sbflor1144sbflor1144sb
Böyle müstesna bir gece vesilesiyle sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'e vahyedilen, insanlığı mutluluğa götürecek prensipleri de hatırlamak lazımdır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de Mirac'ın ruhî hallerinden söz edilirken: "Allah kuluna vahyedeceğini etti"(2) buyurulmaktadır. Bu vahyedilen hakikatleri şöylece özetleyebiliriz: "Allah'a ortak koşulmayacak, yalnız O'na kulluk edilecek ve yalnız O'ndan yardım istenecektir. Anne ve babaya hürmet edilecek, onların duaları alınacaktır. Zinaya yaklaşılmayacaktır. Haksız olarak kimsenin canına kıyılmayacaktır. Yetimlere iyi muamele edilecektir. Ölçü ve tartıda doğruluk üzere olunacaktır. Bilmediğimiz bir şeyin ardından körü körüne gidilmeyecek, şuurlu hareket edilecektir. Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürünmeyecektir."
Bu saydığımız prensipler hiç şüphe yok ki bir toplum için gerekli bütün ahlâk ve fazilet kurallarını ihtiva etmektedir.
İşte Mirac gecesi böyle mübarek bir gecedir. Bu geceyi ihya ederken, bu gecede vahyedilen üstün gerçeklere kulak vermeliyiz. Yalnız Yüce Mevla'ya kulluk etmeli, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalıyız.

Mirac gecesi, ulvî bir gecedir. O halde bu mübarek geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadetle Allah'a karşı şükran borçlarımızı ödemeliyiz; namaz kılmalı,  Kur'an okumalı ve Allah'tan af ve bağış dilemeliyiz, çoluk çocuğumuza bu gecenin anlam ve önemini öğretmeliyiz. Çevremizdeki yoksullara ve kimsesiz çocuklara yardım ellerimizi uzatmalıyız. Annemizi, babamızı ve büyüklerimizi ziyaret edip ellerini öpmeli ve dualarını almalıyız. Ebediyete intikal etmiş olanlarımızı rahmetle anarak ruhlarını şadetmeliyiz. Dostlarımızla tebrikleşmeli, sevgi ve saygı duygularımızı perçinlemeliyiz.

Kandilleri birer fırsat bilmeli, bu müstesna zaman dilimlerinde Allah'a daha da yakın olmaya çalışılmalıdır. Bilelim ki, Allah'a yakınlık, O'nun emirlerini yerine getirmek, yasak ettiği şeylerden kaçınmakla mümkündür.

2008/7/13

HALA BU GAZETEYİ Mİ OKUYORSUNUZ (HÜRRİRET)

Hürriyet gazetesi salı günleri spor eki veriyor. 08.04.2008 tarihinde bu eki eline alanlar gözlerine inanamadı.
Spor ekinin Avrupa sayfasında bir harita kullanılmıştı. Harita Avrupa ülkelerini bayrakları ile gösteriyordu.
Türkiye bölümü nasıldı dersiniz?
Tıpkı Türkiye'yi bölünmüş gösteren o meşhur haritalar gibi... Türkiye'nin güneydoğusu uçurulmuş, ortaya bakın nasıl bir Türkiye çıkmış...Resimler Aşağıda!

Doğan Medya Grubunun yaptığı bu rezillik ne ilk nede son olacak...

HALA BU GAZETEYE PARA VERİP OKUYAN HALA COCA COLA İÇEN MÜSLÜMANLARA UFAK BİR UYARI .

2008/4/22

Hüzün seli ...

öyle bir bahçeki bu bahçe Gülmeyenler Bahçesi,
öyle bir bahçeki gözyaşları suluyor burda gülleri,
öyle bir bahçeki acıyla akan gözyaşları, kanları kıpkırmızı güllere dönüştürüyor....
acıyı yutkunuyorum yine, boğazımı tırmalayarak iniyor aşağıya,
susuyorum çünkü konuşamıyorum bilee..
ben ağlarken konuşamam ki






İÇİMDE AĞLAYAN ÇOCUKLAR AŞKINA...
SEVDA YAZAMADIĞIM İÇİN,
KUDÜS'ÜN SOKAKLARINA...
ILIK BİR YAZ AKŞAMI...
GÖZYAŞALARIYLA DÜŞECEĞİM...
GECENİN KARANLIĞINA..










"gülüşümde bile hüzün var benim,
hüzünle örülmüş beyaz kefenim,
yüzümde çizgiler destesi hüzün,
içimde hayatın bestesi hüzün...."






"Allah'a hicret edesim geliyor, zalime kalkan olasım,
Hicrete toprak olasım geliyor, mazluma canân olasım,
O'nun yolunda ölesim geliyor, Nebi'ye komşu olasım,
Ölümü yok edesim geliyor, cennete şehit tahtı kurasım.."
















acıyı yutkunuyorum yine, boğazımı tırmalayarak iniyor aşağıya,
susuyorum çünkü konuşamıyorum bile....













Kudüs göklerinde kara bulutlar
Bulutlar içinde ışık saçarlar.
Filistin'de küçük, beyaz yumruklar
Anne feryatları gökleri sarar.
Haydi Ammar, haydi Ammar, durma
Ebabiller sana kanat çırparlar.

Taşından büyük öfken bilenir
Yüreğln kadar sıkı avuçlarında.
Süleyman seni seyreder sana güvenir
Mescid-i Aksa'nın kapılarında.












Sen ZULMEDENİN zulmünü,

AL BAŞINA GEÇİR Ya Rabb

Ve Ebabil kuşlarını,

Başlarında uçur Ya Rabb...








"gülüşümde bile hüzün var benim,
hüzünle örülmüş beyaz kefenim,
yüzümde çizgiler destesi hüzün,
içimde hayatın bestesi hüzün...."










"Sakın, ALLAH'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak,ALLAH onları (cezalandırmayı),korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor."(İbrahim-42.Ayet)



Bunu bari fazla görmeyelim onlara..

Hani dünyalık isterken.. Hani güzel işler, bol kazanç, sıkıntısız bir hayat, iyi bir aile ... isterken; onları da düşünsek..
Gülüp eğlenirken gelmiyorlar aklımıza.. Gezip tozarken gelmiyorlar..
Kahkaha atarken gelmiyorlar.. Televizyon izlerken gelmiyorlar.. Maç veya dizi izlerkende gelmiyorlar..
Ama yazalım aklımızın bir köşesine, rabbimize açtığımızda ellerimizi; onları da unutmayalım..
Çok değil dimi bu istek..


Onların tek suçları: "Allah ve Rasulune inanmaları"
Le İlahe İllallah, Muhammeden Rasulullah demeleri..
Yani; sen gibi, ben gibi, biz gibi..
................................


 

2008/3/31

1 Nisanın tarıhçesi(herşeyimiz batıdan gelmek zorundamı:?

1 Nisanın tarihçesi;

 
15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini
kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle,
kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı
değişik taktikler düşünmektedir.
En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde
İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size
bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.
Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların 
öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz,
bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size
dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve 
bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.
İşte o gün bugündür
1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır. 
 
Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar 
arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 
1 Nisan'lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır. Saygı ve selamlar...
 
2008/3/17

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili ..Tanıyan sever,

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.