Nurgül 的个人资料Nur^^Gül'e aşık^^照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2009/8/13

En Şifalı İlaç

                                    

 

İslâm, insanı “Eşref-i mahlûkât: En şerefli yaratık” olarak takdim eder. O, mükerrem: saygın, soylu, yüceltilmiş, kendisine büyük lütuflar bahşedilmiş; emrine, yerler, gökler, hayvanlar, bitkiler, cisimler, eşya, tabiat güçleri tahsis olunmuş değerli ve yüce bir varlıktır. Onun bedeni de canı da çok muhteremdir; eti yenilmez, derisi giyilmez, ölüsü bile horlanmaz, gelişi güzel bir kenara bırakılıp terk edilmez; hayatta iken de öldükten sonra da îtibar görür, korunur, kollanır, saklanır; hatırasına hürmet edilir, ayıpları örtülür, kusurlarına göz yumulur, hakkında hayır konuşulur; kabri ziyaret olunur, rûhuna dualar okunur, adına hayrât u hasenât, köprüler, çeşmeler, camiler... yapılır.

Can ve hayat, kişiye Allah'ın bir bahşı ve bir çeşit emanetidir; beden ve azalar, kuvveler ve hisler, meleke ve istidatlar, yetenek ve beceriler de öyle... Hiçbir kimse, "Bu kendi bedenimdir ne istersem yaparım, istersem asar, istersem keserim!" diyemez; canına kastedemez, hayatına son veremez, sıhhatini tehlikeye düşürecek işler yapamaz, kendi kendine işkence edemez, azasını kesip biçip yaralayamaz. Emaneti hoşça koruyup kollamalıdır.

İslâm'da zulüm haramdır, zulmün her çeşidi yasaktır; büyüğü, küçüğü, kendisine veya başkasına karşı olması fark etmez; katl, adam öldürme en büyük günahlardandır, bir mü’mini kasden öldüren ebediyen cehennemlik olacaktır.

Onun için Fuzûlî;

Kıl canına rahm, cana kıyma!

"Kendi kendine acı, merhamet et de cana kıyma, çünkü cezası çok büyüktür, sen kendin büyük zarar görürsün..." diyor.

Kur’ân-ı Kerîm'de bildiriliyor ki bir cana kıyan, bütün insanları öldürmüş gibidir, bir hayat kurtaran da tüm insanları ihya etmiş, hayata kavuşturmuş gibidir.

İyilik yapmak sevap; gönül yapmak Kâbe’yi îmar etmek gibi sevap; insanların hizmetine, yardımına koşmak sevap; onları sevdirmek sevap; işlerini, ihtiyaçlarını görmek sevap; evlenmek sevap; çocuk yapmak ve yetiştirmek sevap; yetimleri koruyup kollamak yetiştirip, büyütmek sevap; ailesini, yurdunu, dînini, milletini, ümmetini korumak sevap; bu uğurda mal vermek sevap, can vermek sevap...

Bu güzel inanç ve görüşler hep İslâm'da olduğuna göre; tüm insanlara ne yapıp yapıp İslâm'ı candan anlatmamız, öğretmemiz ve benimsetmemiz gerekiyor. Bu en acil, en zorunlu, en önemli, en başta gelen işimiz olmalı; çünkü aksi vahşet, dehşet, fecaat ve felaket oluyor. İnsanları iyi ve ihlaslı, tam ve kâmil müslüman olarak yetiştiremediğimiz taktirde, asî, mücrim, haydut, haramî, zalim, katil, sapık, çarpık, anormal, asosyal, anarşist oluyor; hem başkalarına zarar veriyor, hem kendisine; hem askere, polise, imama, cemaate, öğretmene, doktora, hatta halk hizmeti yapanlara, yangın söndüren itfaiyeciye saldırıyor; öldürüyor, yakıyor, yıkıyor, çalıyor, çarpıyor, yakalansa, hapse atılsa da suçta inat ediyor, ölüm orucu tutuyor, canına kıyıyor, ölüyor, hem de yoldaşını, arkadaşını, ailesini, kendisini derde, eleme, mateme gark ediyor, dünya ve âhiretini mahv u perişân eyliyor.

                                    

Bütün dertler, musibetler, belalar, zararlar, ziyanlar, fitne ve fesatlar, isyanlar, anarşiler, dînden uzaklaşmaktan doğuyor; âdeta ilahî ve amansız bir ceza olarak başımıza yağıyor. Çare tevbe etmekte, İslâm'a dönmekte! Başka yollar çıkmaz, başka nizamlar faydasız...

En güzel, en mükemmel, en tesirli, en şifalı ilaç İslâm! Ne mutlu müslüman olanlara!

 

Mahmud Esad Coşan Başmakaleler 3 S.182-183

2009/5/19

SAHTE TANRILAR

 
                                                     
Ebu Nuaym’ın Ebu Ümame’den tahric ettiği bir hadise göre ; Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmuştur : “Allah azze ve celle indinde,Sema gölgesi altında Allah’tan başka tapılan mabudlar içinde,uyulan heva’dan daha büyüğü yoktur.” (Taberani,Hilye)


Heva : Bu kavram nefsin şehvete ve zevke düşkünlüğünü
anlattığı gibi;ilim sahibi olmadan sahibine emir veren nefis anlamında da kullanılmaktadır.Eğer nefis Allah’tan gelen ilme,yani vahye uyarsa,görüşlerini, kararlarını,isteklerini bu ilme uygun bir şekilde ayarlarsa;o nefis doğru yolda olan nefistir.1

Heva’sına uyan insanların çok olduğu toplumlarda hata çok yapılır,suç çok işlenir,fitne ve fesat çok yaygınlaşır,insani değerler rağbet görmez,adaletle hareket etme ahlakı zayıflar.Bu bakımdan insanlara düşen heva’larına uymak değil,kendi heva’sından konuşmayan bir Peygambere(53/Necm,3-4) ve Onunla beraber Allah’tan gelen ilme (Vahye) tabi olmaktır.(2/Bakara,120) 2


Hevasını ilah edinenlerin diğer özelliklerini de Ali Şeriati’den dinleyelim:

İnsanlar cansız ve soğuk mankenlere dönüştüler;cansız mankenler gibi değişip duran modalar sırtlarına ne giydirirse giydirsin, ‘hayır’ diyemiyorlar.

Yüce amaçları : fazla çalışmak,otomobil ve apartman sahibi olmak.

Dertleri : borç,trafik,taksitler ve giyim.

İnanç ve düşünceleri : kitle ve iletişim araçlarının şırınga ettiği bilgi ve haberler.

Edebiyat ve sanatları : esrar,alkol,marihuana,polisiye romanlar,hasta ruhların saçmalıkları,sapık izmler,seks ve vurdulu-kırdılı filmler,şiir geceleri,resmi kültürel toplantılar,renkli televizyon dizileri,reklam posterleri,moda gibi değişip duran felsefi,ideolojik ve siyasal akımlar.

Ahlakları ve aile ilişkileri : Amerikan ailelerinin uygar! yaşam tarzı…3

Onun için sevgili kardeşlerim,

“Önce kendimi sonra da sizleri sahte tanrılarla istikrar ve ısrarla mücadele etmeye davet ediyorum. En tehlikeli sahte tanrı nefsimizdir. İçimizde barındırır, elimizle besler, büyütürüz. Tanrı gibi her dediğini, emrettiğini yaparız. Dost gibi, bizden gibi gözükür ama münafıktır ve şeytanla, kötülüklerle işbirlikçidir. Kontrol altında tutulmazsa, bize ihanet eder. Kaybı kesin ve ebedi olan dünya oyununda sahte yansıma, cazibe ve güzelliklerle aldatarak zamanımızı öldürür.

Dönüşü olmayan noktaya gelindiğinde, yani, ekranda “Game Over” yazdığında, “keşke toprak olsaydım.” der. Heyhat, artık dönüş yalnız hesap meydanınadır.”

Zumer-55
Resim

“Siz farkında bile değilken ansızın size azap gelip çatmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur’ân’a) uyun.”

Allah yolundan alıkoyan diğer tüm yapı ve otoriteler de sahte tanrılardandır. Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.4
Amin…
2009/3/14

İslâm'da ilim ve âlimin fazileti

Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Bildiğiniz gibi, fertlerin ve toplumların maddî ve manevî her alanda yükselip ilerlemelerini temin eden unsurların başında ilim gelmektedir.

"Elbette nev'-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Herşey ilme bağlıdır."

En keskin silah ilimdir. Bu sebeple dinimiz ilme, okumaya ve öğrenmeye büyük değer vermiş; ilim tahsilini her Müslümana farz kılmıştır.

O kadar ki, insanlığa doğru yolu ve gerçek saadeti göstermek üzere indirilmiş olan Kur'ân-ı Kerîm'in ilk emri "İkra’!" (Oku!) olmuştur.

Bütün insanları bir tarağın dişleri gibi eşit sayan İslâmiyet, "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Allah içinizden îman edenlerle ilme nail olanların derecelerini yükseltir.

Kulları içinde Allah'tan gerektiği şekilde ilim sahipleri korkar!" gibi âyet-i celîlelerle ilim sahiplerini diğer insanlardan ayırıp yükseltmiştir.

"Velâ tekün minelcâhilîn!" (Sakın câhillerden olma!), "Ve a'rid anilcâhilîn!" (Câhillerden yüz çevir!) mânâsındaki pekçok âyet-i celîleyle de cehaleti ve bilgisizliği kötülemiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'e göre her türlü kötülüğün, bâtıl inanç ve sapık düşüncelerin, hatta şirkin ve küfrün gerçek sebebi cehalettir.

En büyük düşmanımız cehalettir. İlim küfrü ortadan kaldıran, sapıklığı yok eden ve karanlığı yırtan, hakikat yolunu aydınlatan bir ışıktır, bir nurdur.

Hak bâtıldan, hayır şerden, iyi kötüden, doğru eğriden, güzel çirkinden ancak ilimle seçilir.

ilim serveti mal servetinden üstündür. Mal sarfetmekle azalır, ilimse sarfettikçe çoğalır.

Yemek ve içmekten kesilen hasta gibi, ilim ve hikmetten mahrum olan ruh da manen ölüme mahkûmdur.

Vücudun gıdası yemek içmek, ruhun gıdası ilim ve hikmettir.

Âlimler diriye, cahiller ölüye benzerler. Gerekli ilmi öğrenmek farz, Öğretmekse en büyük sadakadır.

Bu sebepledir ki, dinimiz ilimle uğraşmayı nafile ibadetten üstün saymış ve ilim rütbesini rütbelerin en yükseği kabul etmiştir.

İlmin ve ilim öğrenmenin kıymeti hakkında Sevgili Peygamberimiz'in (sav) yüzlerce hadîs-i şerifi arasında şunlar ne kadar dikkat çekicidir

"Çin'de bile olsa ilmi alınız, çünkü ilim kadın ve erkek her Müslümana farzdır."

"İlim ve hikmet mü'minin kaybolmuş malıdır, onu nerede bulursa alır."

"İlim öğrenmek için bir saat çalışmak, bana gece sabaha kadar ibadet etmekten daha hoştur."

"İlmin fazileti, ibadetin faziletinden üstündür."

"Az ilim, ilimsiz çok ibadetten hayırlıdır."

"Kişinin ilimden bir mesele öğrenmesi, bence bin rekât nafile namaz kılmasından daha güzeldir."

"İlim tahsili sırasında ölen kişi şehittir."

"Dünyayı isteyen ilme sarılsın, âhireti isteyen ilme sarılsın; hem dünyayı, hem âhireti isteyen ilme sarılsın."

Aziz mü'minler!

Bu hadîs-i şerifler açıkça gösteriyor ki, Müslümanlıkla bilgisizlik birbirine tamamen zıttır.

Cehalet ve tembelliğin dinimizde asla yeri yoktur.

Her Müslümanın evinde bir kitaplığı bulunmalıdır. Bu kitaplık, dinimizi ve dünyamızı anlatan faydalı kitaplarla dolmalıdır.

Kur'ân-ı Kerîm'in yanında onu açıklayan hâlis ve nurlu tefsirler, Allah Resulü'nün hayatımıza hayat katan hadîs-i şerif kitapları, fıkıh, ilmihal ve ahlâk kitapları mutlaka her evde bulunmalı, okunmalıdır.

Evlerimiz bir medrese, bir mektep, bir ibadethane halini almalıdır. O zaman evlatlarımız âlim, âbid, ahlâklı yetişecek; siz de hayırlı evlatlara sahip olacaksınız!

Bilirsiniz ki:

Rabbimizin bir ismi de Âlim'dir, yâni herşeyi her yönüyle bilendir. Kullarının âlim olmasını ister. Okuyup öğrenmelerini emreder. Câhilleri sevmez!

Hiçbir din Müslümanlık kadar insanlığı ilme ve öğrenmeye teşvik etmemiştir. İlme en yüksek değeri veren İslâmiyet'tir. Alime, hocaya ve muallime de büyük mertebe vermiş ve hürmet göstermiştir.

Resûl-i ekrem (sav) Efendimiz bunu ne güzel ifade eder:

"Allah kime hayır dilerse onu din ilminde derinleştirir."

"iki kişiye haset derecesinde gıpta edilir: Biri Allah'ın verdiği malı Hak yolunda sarfeden zengin, diğeri de Allah'ın verdiği ilmi insanlara Öğreten ve aralarında ilmî hüküm veren âlim."

"Âlimler peygamberlerin varisleridirler."

"Âlimler halk arasında Allah'ın güvenilir kullarıdırlar."

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşılıyor ki, ilmiyle amel eden, İslâm dinine, îman hakikatlarına hizmet eden ihlâslı âlimler Allah'ın sevgili kullarıdırlar. Ümmet-i Muhammed'in (sav) rehberidirler. Doğru yolda oldukları için insanlığa doğru yolu gösterirler.

Herkesin derecesi ilmiyle ölçülür. İnsan bilmediği şeye düşmandır, konuşmak, bilenlerin hakkıdır.

Derler ki: "Âlim ol ki, ölmeyesin!"

Çünkü insanlar ölür fakat âlimler eserleriyle, talebeleriyle, arkada bıraktıkları hizmetleriyle yaşarlar.

Hakikî âlimler Allah'ı tanıyan, bilen, bildiren, seven, sevdiren ve kısaca Allah Resûlü'nün sünnetine uyan âlimlerdir.

Bu mürşid-i kâmil mertebesindeki âlimlerimize, hocalanmıza, üstadlarımıza hürmet ve itaat ulülemre itaat mânâsındadır.

O halde kıymetlerini bilelim, kıymetli eserlerini okuyalım, okutalım.

Çocuklarımıza; büyüklerine ve hocalarına saygılı olmayı öğretelim.

Onları ilmin ve faziletli, imanlı muallimlerin rehberliğinde yarınlar için hazırlamaya çalışalım.

Yavrularımızın îman ve Kur'ân dersi almaları için her çâreye başvuralım, her fedâkârlığı yapalım.

Unutmayalım ki, dinsiz ve imansız ilim olmaz!

İlim dindir, îmandır, şeriattır, nurdur, kuvvettir, Allah'a giden en doğru yoldur.
2008/11/28

10.000 Adım ve üç kırmızı mucizesi


10.000 Adım ve üç kırmızı mucizesi


15 Kasım 2008 Cumartesi 13:54

Sağlık bir bünye ile yaşamayı kim istemez? O halde Mehmet Öz'ün zahmet gerektirmeyen önerilerine kulak verin.
Ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, Sabah gazetesine sağlıklı yaşam konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Günde 10 bin adım atanlar ve kırmızı dolmalık biber, kırmızı fasülye ve kırmızı greyfurt yiyenler birçok hastalıktan uzak kalıyor.



10 BİN ADIM ATIN

Bugün kaç adım yürüdünüz? Bilmiyor musunuz? Yoksa hâlâ bir 'pedometre'niz (adım sayıcı) yok mu? Kafasında belli bir sayı tutan ve bunu pedometresiyle takip eden kişilerin, diğerlerine oranla çok daha fazla yürüdüğü ortaya çıktı. Araştırmalara göre; kafanızda tutmanız gereken en iyi sayı 10 bindir! Bu sayı bir günde yürüdüğünüz adımdan çok fazla değildir çünkü çoğu insan genelde en az 3 bin 500 ile 5 bin arasında adım atar... Uzmanlar, günde beş bin adım atanları 'en az aktif kişiler' ya da masa başında çalışan ve hareket etmeyenler olarak tanımlıyor.

ckirmizimucizesi

PEDOMETRE TAKIN

Fakat iyi haber şu ki; eğer bu kadar adımı hiç zorlanmadan atıyorsanız, fiziksel olarak gerçek yaşınızın üstünde bir kapasitedesiniz demektir. Araştırmalar, kafasında 10 bin sayısını tutan kişilerin her gün attıkları adımın üstüne ekstra iki bin adım daha attığını gösteriyor. Siz de bir pedometre takın ve bunu deneyin. Bir kafeye veya markete giderken hedeflediğiniz adıma ne kadar yaklaştığınızı görün... Dr. Mike arabasını Cleveland Kliniği'ndeki en uzak kapalı park alanına park ediyor. Bu ekstra miller hem kilo vermesini sağlıyor, hem de kan basıncını (tansiyon) düzenliyor. Yürümek, kötü kolestrolünü (LDL) azaltıp, iyi kolesterolünü (HDL) artırıyor ve iltihabı da azaltıyor.

KIRMIZI DOLMALIK BİBER:
Kırmızı biberler, yeşil olanlardan iki kat daha fazla C vitamini içerirler. C vitamini, Güney Amerikalılar'ın çoğunun ölümüne ve sakat kalmasına yol açan felç ve inme riskini yüzde 30 azaltır. C vitamini damarlarınızın genç kalmasını sağlar ve bağışıklık sisteminizi güçlendirir.

KIRMIZI FASULYE:
Kırmızı fasulyenin (Red kidney beans) içinde, yaban mersininde de bulunan 'phytonutrients' (botanik faktörler) aynı miktarda bulunmaktadır. 'Phytonutrients' doğal olarak ortaya çıkan bitki koruyucularıdır ve böceklere ve hastalığa karşı bitkiyi korur. 'Phytonutrients' açısından zengin bitkileri yiyerek, insanlar bu koruyucu etkilerden yararlanır. Vücudunuzun kendi antioksidanlarını üretmesine yardımcı olan bu madde, hücrelerinizi kanser gibi hastalıklara karşı korur. Ayrıca kalp hastalıklarına ve erken yaşlanmaya karşı da etkin şekilde mücadele eder.
adsızrfgevqf
KIRMIZI GREYFURT:
Kırmızı greyfurtun içinde bir başka 'phytonutrient' olan 'likopen' (Lycopene) bulunmaktadır. Bu madde, kansere ve kalp hastalıklarına karşı iyi gelir. Bu açıdan turuncu greyfurta oranla daha faydalıdır. Likopen maddesi yağın içindeyken daha iyi emilir. Bu nedenle kırmızı greyfurt dilimlerini zeytinyağlı veya kanola yağlı bir salatanın içine karıştırabilirsiniz... Ya da keyifli bir pazar sabahı hazırladığınız kahvaltınızda, fıstık ezmeli tam tahıllı bir dilim ekmeğin üstüne bir dilim de sağlık dolu kırmızı greyfurt koyabilirsiniz.
2008/11/6

Nasihatler..M.İslamoğlundan ..

Sürekli vakur ve ciddi olunuz. Hafif meşrep olmayınız.
"Oynayan taş yosun tutmaz" derler. Vakar imanın süsüdür.
Hafif meşrep insanlar toplum içerisinde saygı uyandırmazlar.
Vakarla kibri ve şişinmeyi karıştırmayınız. Eğer kametiniz
kıymetinize uygun değilse vakar adı altında kibir ve riya
sergileyebilirsiniz. Kıymetiniz şöhretinize uygun olsun.
Eğer şöhretiniz kıymetinizden fazla ise bu açığı riya, entrika,
dalavere ve daha başka şeylerle kapatmaya kalkarsınız.
İşte o zaman şöhret de, ilim de bir afete dönüşür.
     çşkş
Ciddiyetiniz latif olup latife yapmanıza engel olmasın.
Yani anut olmayınız. Somurtkanlıkla ciddiyet arasında
dağlar kadar fark vardır. Ciddiyet göstereceğim diye
abus bir çehreyle insanların gözlerine biber saçmayınız.
İyi biliniz ki insan, tebessüm ederek de ciddi olabilir.
 
 
3dtabloresmi10rw7
 
İyilikleri ve güzellikleri almak ve vermek için etken ve edilgen olunuz.
Ancak kötülükler ve kendi kusurlarınız için yalıtkan olunuz.
Kusurlarınızı ve hatalarınızı başkalarına bulaştırmayınız.
Dostlarınızın hüznünü ve sevincini paylaşınız. Yürek avcısı olunuz.
Müstesna zamanları, kederli ve sevinçli anları insanların gönlünü
kazanmak için ele geçmez fırsatlar olarak değerlendiriniz.
bakış acısı
 
 


Mutabasbıs olmayınız, yağcılık yapmayınız. Eğer böyle yaparsanız,
hem kendi şahsiyetinizi düşürmüş hem de muhatabınızı aldatmış
olursunuz. Unutmamak gerekir ki, yağ çekerek, dil dökerek elde
edilecek menfaat çoğu zaman düşülen zilleti karşılamamaktadır.
O menfaati daha başka yollarla elde edebilirsiniz, ancak kaybolan
şahsiyetinizi dünyanın servetini ödeseniz geri alamazsınız.
 
Mustafa İslamoğlu hıocamızdann ..
 
 
2008/8/19

Cinsel Resimler Filmler

Dinimizde insanı kötülüklere iten zaaflar ve alışkanlıklarkonusunda yasaklayıcı hükümler bulunmaktadır. Bu hükümlere uyabilenler âhiretlerini kurtardıkları gibi, dünyalarını da kurtarıyor; gittikçe yaygınlaşan olumsuz alışkanlıklardan kendilerini ve çocuklarını da muhafaza ediyorlar.
pic-1252pic-1267pic-1394

Cenab-ı Hak'kın ikazına kulak verelim:

"Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir  hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (1)

Cenab-ı Hak "Zinaya yaklaşmayın!.." diyor. “Zina yapmayın!” demiyor, “Yaklaşmayın!” diyor. Onun için İslam alimleri zinaya vesile olabilecek, davetçilik mânâsına gelebilecek, tahrik ve teşvikçi görüntüleri yasaklayan din, müstehcene bakılmasını da caiz görmüyorlar. Çünkü asıl mesele yaklaşmamaktadır. Yaklaşmazsanız kurtulmanız kolay olur. Yaklaştıktan sonraki gelişmelere dayanmanız zorlaşır, ateşe yaklaşanın içine düşmesi gibi bir sonuç çıkabilir.

Cenab-ı Hak bakma konusunda diğer bir ikazında şöyle buyuruyor:

"Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar.... Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, " (2)

Sofiyeden Şiblî (k.s.)'ye:

"Ne demektir? diye sormuşlar, demiş ki:
"Baş gözlerini haramlardan, kalp gözlerini Allah'tan gayri şeylerden çeksinler." (3)
Gözler müstehcene nazar etmekten sakınılmalı ki hayaller tertemiz olsun, zihinler kirlenmekten korunsun. Sadece kafa gözlerini kapamakla, sakınmakla kalınmamalı, haramlar hayallere dahi alınmamalı, hayaller bile korunmalı diyor büyükler.

gul-msn-avatar-msnliste-11gul-msn-avatar-msnliste-6msnbebekavatar16

Bu konudaki görüşler,

Ahmed Şahin:

Gözle bakış konusunda neden bu kadar israrlı ikaz ediliyor insanlar? Çünkü bütün günahlar, ahlâkî bozulmalar müstehcene bakışla başlar, bakışın israrıyla gelisir, sonra fiilî günaha dönüşür. Üstelik gözler baktıklarının resimlerini de çeker, hayal arşivinde depo eder. Nereye gitse, nerede olsa artık çektiği bu resimler, hayal âleminde gözlerinin önündedir. Öğrenciyse dersine çalışamaz, isçiyse mesleğine tam yönelemez, fikir adamıysa zihnini toparlayamaz, derken her konuda gerileme ve düşüş söz konusu hale gelir.  Bu duruma düşmemek için din, müstehcene karşı yasaklar koyar, mensuplarını böylesine gerilemelere düşmekten kurtarır. (4)

Ali Rıza Demircan:

... cinsel tahrik amacı olsun veya olmasın İslam'a göre çıplaklığın sınırları içine girecek resim ve film çektirmek ve çekmek haramdır. Bu resim ve filmlere bakmak ve ve bunları pazarlamak da haramdır.
Haramdır, çünkü doğrudan çıplaklıkla resim ve film aracılığıyla çıplaklık temelde aynı gayr-ı meşrû amaca yöneliktir. Fark yalnızca tesir bakımındandır. Bizat çıplaklık, bilvasıta çıplaklıktan şüphesiz daha tesirlidir. Ancak bilvasıta çıplaklıkda da yaygınlık ve süreklilik vardır. Kaldı ki İslam'da bir söz, davranış ve iş haram kılındıysa, değil onun yansıyan etkili şekli, onunla ilgili bütün eylemler de haram olur.

.... haram sınırlar aşılarak, "sanat sanat içindir" anlayışıyla yapılacak fotmodelliği de, film çalışmaları da haramdır. Pek tabii ki doğrudan cinsel sömürü amacıyla yapılan çalışmalar daha katmerli ve çok yönlü haram olur.
....
İslam Dini insanlarıncinsel istikrarı ve mutluluğunu amaçladığı ve cinsel alnda da kulluk yapmalarını dilediği için cinsel haramlara götürecek sözleri, yazılar, resimleri ve filmleri yasaklamıştır. Yasakladığı bu suçların faillerine hem dünyada hem de ahirette cezalar düzenlemiştir. (5)
gul-msn-avatar-msnliste-1msncicekavatar14pic-3841
İzahlı Kadın İlmihali'nden özetle:

...gazete ve dergilerdeki müstehcen resimler ile televizyondaki açık  görüntüler gerçek değil, resim ve hayal olduğu için onlara bakmak hakiki kadın vücuduna bakmak gibi sayılmazsa da müstehcen resim ve görüntüler, insanları tahrik etmekte, din ve ahlak üzerinde bozucu bir tesir yapmaktadırlar. Fitne uyandıran ve ahlakı bozan böyle müstehcen resim ve görüntülere kimse helal diyemez.

Avret sayılan yerlerin resim haline getirilmiş şekli de, cinsel duyguları uyandırabileceği gibi, ancak  bunun canlısı kadar olmayacağı açıktır. Bu konuda film ise, resimle canlısı arasında bir yerde olacaktır. Bu konuda haramlılığın sebebini akıl kavramaktadır. O daçok  az da olsa gerçek zinaya yaklaştırmasıdır. Halbuki Allah (cc) zinaya, yapmayı değil, yaklaşmayı bile yasaklamaktadır. (6)

Sorularla İslamiyet İslam Fıkhı Ansiklopedisinden özetle:

Önce çıplak resimleri sadece kadın resmi diye sınırlamamak lâzım. Çıplak resimler kadının olursa günah, erkeğin olursa mahzursuz diye bir şey yoktur. Avret sayılan uzvun açılması ve bakılması, kimden olursa olsun haramdır ve günahtır. Ancak haramlık ve günah en mahrem noktalara yaklaştıkça artar ve ağırlaşır. Diğer yönden, zaruret yokken avret sayılan yerlerinin fotoğrafını çektirip teşhir edilmesine izin vermenin bir haram ve bir günah olduğunda şüphe yoktur. Böyle olan resimlere bakmaya gelince, bunun; canlısına bakmak kadar ağır günah olmadığı da açıktır. Ancak bunu, berikinin hafif olduğunu ânlatmak için değil; aralarında fark bulunduğunu anlatmak için söylüyoruz.

Evlilik Rehberi'nden:
 

Din kitaplarında deniyor ki:
Kadınların bakılması haram olan yerlerine şehvetsiz de bakmak haram olduğu halde, aynadaki veya sudaki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değildir; çünkü, kendileri değil, akisleri, benzerleri görülmektedir. Resimleri, kendileri değildir. Bunları görmek, kendilerini görmek olmaz. Resimlerine, TV’deki görüntülerine bakmak, aynadaki görüntüsüne bakmak gibidir. Hepsine şehvetsiz bakmak caizdir. Fakat, şehvet ile bakmak veya şehvete sebep olacak görüntülerine bakmak haramdır.

Demek ki, kadının avret yerlerine şehvetsiz bakmak haram olduğu halde, bunların resimlerine ve TV’deki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değil, mekruhtur. Pornoya şehvetsiz bakmak da haramdır. Çünkü şehvete sebep olacak görüntüdür.


Bütün bunlara göre : Avret sayılan yerlerin resim haline getirilmiş şekli de, cinsel duyguları uyandırabileceği, ancak bunun canlısı kadar olmayacağı açıktır. Bu, konuda hareketli resim, yani film ise, resimle canlısı arasında bir yerde olacaktır. Her ne kadar Ibn Âbidîn "resim haline getirilmiş avret yerlere bakmanın mahzuru konusunda bir şey bulamadım;  diyorsa da, bu konudaki haramlığın sebebini akıl kavramaktadır. O da çok uzaklardan ve çok az da olsa gerçek zinaya yaklaştırmasıdır. Halbuki, Allah (c.c.) zinaya, yapmayı değil, yaklaşmayı bile yasaklamaktadır. Bu sebep çıplak resimlere bakmakta da az da olsa vardır. Öyleyse bu da o ölçüde mahzurlu olmalıdır. Filimler ise, değindiğimiz gibi, bundan bir derece daha ilerdedir. (7)
pic-3669pic-3725pic-3787
Çıplak Erkek Resminin Sakıncası Var mı?

Çıplak resimleri sadece kadın resmi diye sınırlamamak lazımdır. Çıplak resimler kadının olursa günah, erkeğin olursa mahzursuz diye bir şey yoktur. avret sayılan uzvun açılması ve bakılması, kimden olursa olsun haramdır ve günahtır. Ancak haramlık ve günahlık en mahrem noktalara yaklaştıkça artar ve ağırlaşır. Böyle olan resimlere bakmaya gelince, bunun, canlısına bakmak kadar ağır günah olmadığı da açıktır. Ancak bunu, berikinin hafif olduğunu anlatmak için değil, aralarında fark olduğunu anlatmak için söylüyoruz.(6)
 
 

2008/8/2

Yaşanmış ilginç bir olay (beyin gücü)

Bu olay gerçekten yasanmış bir olay............
 
Polonya'daki Lodz kasabasından çıkan tren, dükkanlara dondurma dağıtır. Görevlilerden ikisi, dondurmaları dükkana taşımak için dondurma
dolabının içine girer. O sırada dolabın kapağı kapanır ve içerde
kalırlar. Dolabın kapağını vururlar ama onları duyan kimse yoktur. Öleceklerini anlarlar ve sürekli kendi kendilerine "Donucaz, donucaz..." diye mırıldanırlar. İçlerinden bir tanesi kağıda "Yavaş yavaş tenimiz donmaya başladı, artık dayanamıyoruz." diye yazı yazar. En sonunda bunlar donucaz diye diye donarak ölürler. O akşam onları orada bir kasabalı bulur ve polise haber verir. Olay yerine gelen polis bunların otopsisini yaparak donarak öldüklerini kamuoyuna açıklar.

AMA DOLAP SABAHTAN BERİ ÇALIŞMIYORDUR...
 
 
 
9622316aa3deb69aea127aa14cb4735b_web

 
2008/6/7

Bilgeligi Kimden Ögrendin?


Lokman Hekim'e :
Bilgeliği kimsen öğrendin? diye sorduklarında ondan şu cevabı almışlar:
Körlerden öğrendim. Çünkü onlar elindeki değnekle tam araştırmadan adım atmazlar.
Basacakları yerin sağlam olduğundan emin olduktan sonra adım atarlar... Bundan dolayı ben de bir şey yapacağım zaman düşünür, faydalı ise konuşur, yararlı ise yaparım...
Faydasız ise bırakmayı ve susmayı tercih ederim.
156cuma
Edeb

Hz. Lokman'a:
- "Edebi kimden öğrendin?" diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.
benibirakma
Acı Söz Yedirmeyin de

Lokman Hekim'e:
"Hastamıza ne yedirmemizi tavsiye edersiniz?" diye sorduklarında,
ondan şu cevabı almışlar:
"Aman, acı söz yedirmeyin de, ne yese olur."
55xh3hs8
Sandıkta Ne Var?

Lokman Hekim, ailesine bir sandık bırakarak şöyle demiş:
"Ben öldükten sonra bu sandığı açmadan satışa sunun, oradan alacağınız paralar sizindir."
Lokman Hekim vefat edince ailesi onun bu isteği üzerine sandığı satmış.
Sandığı alan şahıs ise heyecanla "acaba sandıkta ne var" düşüncesiyle sandığı açınca, üzerinde şöyle yazan bir kemikle karşılaşmış:
"Ayağını sıcak tut, başını serin; Kendine bir iş bul, düşünme derin..."
Allahu_Akbar
Karşılık

Kendisine hakaret edilen Hz. İsa'ya (a.s.):
- "Niçin karşılık vermediniz?" diye sorduklarında:
- Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, benim yanımda yoktu.
 
 
2008/5/8

İnsanın en gizli düşmanı kimdir?

 
Ben ne isterim?
 
İnsanın en büyük, en tehlikeli, en gizli, en saklı, en fecî düşmanı kendisidir, nefsidir, (ego'sudur). Pek çok insan, onun azılı bir düşman olduğunun farkında değildir. Halbuki en büyük hatalar, yanılgılar, yenilgiler, ayıplar, kusurlar, suçlar ondan kaynaklanır.

seytanın ıtırafı0835_1024mahsen88


Nefis tembeldir, yatmak uyumak ister; halbuki hayat ciddî bir mücadele, acımasız bir savaş, devamlı bir uğraştır; uyumamayı, gevşememeyi, gaflete düşmemeyi, sıkı çalışmayı, ter dökmeyi, cehd etmeyi, cihad yapmayı gerektirir.
Nefis oburdur, pisboğazdır, açgözlüdür; doyunca, patlayınca, tıksırıncaya kadar yer, semirir, şişmanlar, şımarır, azar, kudurur; "rabbenâ hep bana!" der, haram helâl ayırmaz, insaf, adalet, müsâvât, muvâsât, îsâr, tercih, ikram, sabır, fedakârlık bilmez, başkalarını düşünmek istemez. Fakat toplum hayatı, tamamen aksinedir; ölçü ister, diğerbînlik ister, uyum ister, sabır ister; aşırı arzulara, hırs ve heveslere, bencilliğe dizgin ister, tahdit koyar, sınır çizer, karşı çıkar.
Nefis çok şehvetlidir, yar ister, eş ister, flört ister, aşk ister; nikâhla yetinmez, zinâya kayar, mahremi varken harama bakar, eşi varken metres tutar, camdan bakıp kaş göz eder, yuva yıkar, düğün basar, kız kaçırır, namus meselesinden silâh çeker, kan döker, can verir, can alır, kâtil olur.
Halbuki namahreme bakmamak, doğru yoldan sapmamak, namusunu iyi korumak, şehvete esir, nefse köle, şeytana maskara olmamak şart, farz, zaruri, zorunlu, mecburi. Çünkü toplum düzeni, aile nizamı, dinin kıvamı, ahlâkın devamı buna bağlı.
Nefis, keyif ehlidir, zevkperesttir, havâîdir, haylazdır, yaramazdır. Saz ister, söz ister, çalgı ister tatlı ister, tuzlu ister, turşu ister, kadayıfı bulur kaymak ister, istirahatı bulur, şak şak ister, zengin olur makam ister, rıyaset ister, izzet ü itibar, kudret u iktidar ister. Başkan olur saray ister, kumaş bulur ipek ister, sıhhat bulur, rahat bulur tantana, saltanat, sanat, bale, orkestra, heykel, anıt ister, nam u şan ister; sade giyinmez, süs, zinet, pırlanta, zümrüt, yakut, mücevher ister, köşk bulur yalı ister, yalı bulur yağlı boya tablo, antika eşya ister...
Hasılı, cihanı mahveden, halkları kahreden nefistir, diktatörleri savaşa sürükleyen nefistir, hırsıza hırsızlığı yaptıran nefistir, rüşvetçiye rüşveti aldıran nefistir, zalime mazlumu sömürttüren nefistir, kâfirin mümin olmasını engelleyen nefistir, cihanı fesada veren nefistir, ahireti mahvettiren nefistir, kişiyi Allah'ın kahrına uğratan nefistir, cehennemde çatır çatır, cayır cayır yandıran nefistir.
O halde bu zalim nefsi mutlaka ıslâh etmek lâzımdır, onu müslüman yapmak şarttır, kurtuluş için başka yol yoktur, iki cihanda rahata, felaha ermek, iflah olmak, saadet bulmak nefsi terbiye ve tezkiye eylemekle mümkündür.
Nefsini terbiye eden, insan-ı kâmil olur, halkça matlub, Hakk'a mahbub olur, iki cihanda aziz ve şerif, berhurdar ve bahtiyar olur. Ne mutlu nefsini ıslâh edip, Müslüman eyleyebilenlere!

 Prof. Dr. M. Es’ad Coşan,  Panzehir, Şubat 1998


2008/5/7

Depresyon Sorgulanmalıdır

En az iki haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşi sizde varsa DEPRESYON sorgulanmalıdır.

- Çökkün bir ruh hali, ilgi kaybı yada yaptıklarından zevk alamama

- Günlük iş ve gücünü yapamama,günlük işlere karşı isteksizlik,

- Perhiz yapmadığı halde aşırı kilo kaybetme yada kilo alma ( Bir ayda vücud ağırlığının %5 inden fazlasını alma yada verme.) İştah kaybı yada aşırı iştah.

- Hemen her gün aşırı uyma yada uykusuzluk,

- Sıkıntı huzursuzluk yerinde duramama,

- Kendini yorgun bitkin halsiz hissetme (enerjisi çekilmiş gibi hissetme)

- Kendini değersiz aşağılık yada suçlu gibi hissetme,

- Dikkatini bir noktaya toplayamama,

- Cinsel istekte aşırı azalma yada istek kaybı,

durdurundizilerikadinolmakvelvet_image

Halk arasında sıkıntı ile giden bütün hastalıklar depresyon olarak adlandırılmaktadır. Ancak depresyon bunların hepsinin ötesinde özel bir durumdur. Yukarıda saydığımız belirtilerin hepsinin herkeste görülmesi beklenmez. Önemli olan bu belirtilerin kişinin sosyal mesleki ve insani ilişkilerinin ne kadar etkilendiğidir. İş güç yapamayan insani ilişkilerini sürdürmekte zorlanmaya başlayan bir kişi hastalık sınırlarını zorlamaya başlamış birisi demektir. Çünkü depresyonun da kendi içerisinde basamakları vardır. En ağırından Major depresyonla depresif yakınmaları olan bir kişi arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak her ikisi de sonuçta birbirine dönüşebilir.

Sayılan belirtiler içerisinde birbirine zıt görünen belirtiler olmakla birlikte depresyonun farklı alt tiplerinin ayrımı ancak uzman bir gözle ve belirtilerin tümü birlikte değerlendirildiğinde olacak bir iştir.

Etrafınızdaki herhangi birinde bu belirtiler varsa ve günlük hayatını etkiliyorsa bu kişi depresyonda olabilir dikkatli olun. Bu belirtiler herkeste zaman zaman olabilir. Dikkat etmek gereken en önemli iki noktayı tekrar hatırlatalım.

1-Belirtilerin süresi
2-Günlük yaşamı ne kadar etkiledikleri.

Tedavide iki ana prensip vardır.
1-İlaç tedavisi
2-Psikoterapi metotları.

Bu iki yöntem birlikte uygulandıklarında eni iyi cevaplar alınır.

Bütün hastalık belirtileri geçtikten sonra yapılması gereken şey en az 6 ay daha ilaç kullanımı ve belirli aralarla psikiyatristinizle görüşmektir. Unutmayın bir kez depresyon geçirmek ikincisinin daha kolay gelmesine işarettir.y1pdeDKMXHSZzVc8OG28gdYtgkSyT71N89JlOgL9soI1DZLI4J9S0sXPBXQ1AZPihSzMmrkSh7n-D8

 

2008/4/7

KULLARA FAYDALI OLMADA VE ONLARIN İHTİYAÇLARINI GİDERMEDE GAYRET ETMEK ÜSTÜN BİR AHLAKİ ÖZELLİKTİR.

BORÇLUYA MÜHLET VERİR

 “Kim borçlusunu rahatlatırsa veya ondan (borcu) giderirse o, kıyamet günü arşın gölgesindedir.”

 “Allah’ın kıyamet günü sıkıntılarından kurtarması kimi sevindirirse borçluyu rahatlatsın veya ondan bunu kaldırsın”

“Kim bir borçluya mühlet verirse her gün için bir sadaka sevabı vardır.’’

 ‘’Her bir gün için bir sadaka sevabı borcun vadesi gelmeden öncedir. Borcun vadesi geldiği zaman borçluya mühlet verirse her bir gün için iki sadaka sevabı vardır.

“Kim davetine uymasını ve sıkıntısının giderilmesini isterse borçlunun kederini hafifletsin.”

 “Kıyamet gününde insanlar hiç olmadıkları kadar çırılçıplak, hiç olmadıkları kadar aç, hiç olmadıkları kadar çok susuz, hiç olmadıkları kadar çok bitkin toplanırlar. Kim Allah (azze ve celle) için giydirirse, Allah da onu giydirir. Kim Allah (ac) için yedirirse, Allah da onu yedirir. Kim Allah (ac) için su verirse, Allah da ona su verir. Kim Allah (ac) için çalışırsa, Allah da onu zengin eder. Kim Allah (ac) için affederse, Allah da onu affeder.

 “Allah (cc) kullarına yemek yediren kimselerle meleklerine övünür.”

 “Kimsesiz Müslümanı yedirmek, rahmete sebep olan şeylerdendir.’’

          Namazından, insanların arasını ve Müslümanların arasındaki kötü ahlâkı düzeltmekten daha faziletli yapılan birşey yoktur.”

         Sadakanın en faziletlisi, araları bozulduğunda ve birbirlerine kızdıklarında insanların arasını düzeltmektir.”

 “Allah bir müminin kalbine sevinç getiren adam için bu neşeden Allah’ı birleyen ve ona ibadet eden bir melek yaratır. Kul, kabrine konduğu zaman ona bu sevinç (ten yaratılan melek) gelerek şöyle der: Beni tanımadın mı? Adam ona şöyle der: Ben, falan kişiyi sevindirdiğin neşeyim. Ben bugün yalnızlığını gidereceğim, mazeretini telkin edeceğim, doğru sözle seni doğrulayacağım, kıyamet günü gözlem altındayken sana şahitlik edeceğim, Rabbinden senin için şefaat dileyeceğim. Cennet’teki yerini sana göstereceğim”

 “Allah’a farzlardan sonra amellerin en sevimlisi müminin kalbine neşeyi sokmak veya onun kalbinden üzüntüyü çıkarmak veya ondan borcu kaldırmak yahut da onun kalbini doyurmaktır.”

          İnsanların en sevimlisi, insanların en faydalı olanıdır,

         “İnsanlara güler yüzlü olarak selâm vermen sadakadandır”

 “Muhakkak ki Allah yumuşaklık sahibidir. Yumuşaklığı sever. Yumuşaklığa karşılık verdiğini başka hiçbir şeye vermez.”

 “Rıfk birşeye girdi mi onu mutlaka süsler. Bir şeyden çıkarıldı mı da mutlaka onu kusurlu kılar”

 “Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin”

         “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu hâlde, öfkesini tutan kimseyi, kalbini Allahu teala huzur ve güven doldurur, Allahu teala kıyamet günü yaratıkların başları üstüne davet eder. Ta ki (onlardan önce) dilediği huriyi kendisi seçsin.”

“İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan Müslüman onlara karışmayıp ezalarına katlanmayandan hayırlıdır.”

 “Birbirinize merhamet göstermedikçe iman etmiş olmazsınız. birinizin arkadaşına merhamet etmesi merhamet değildir. Aksine herkese merhamet etmesi merhamettir.’’

         “Allah merhametli olanlara, merhametle muamele eder. Siz yeryüzündeki kimselere merhametli olun ki, semada olan kimseler de size rahmet etsinler.”1  

         ‘’Ümmetim amelleri karşılığında Cennet’e giremezler. Ancak Allah’ın rahmeti, cömert kişilikleri, kalplerinin kurtuluşu ve Müslümanlara merhametleri sayesinde girerler.’’

“Müminin mümine bağlılığı, taşları birbirine kenetlenerek örülmüş bina gibidir.’’ Sonra resulullah (sav) bunu söylerken parmaklarını birbirine geçirdi.

 “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki kul kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe iman etmiş olmaz.’’

 “Mümin, müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir. Onun malını, ticaretini, arazisini, arsasını korur. O bulunmadığı zaman onu kuşatıp hepsini korur.3

 “Şefaat edin, sevap kazanın

         “Kim Müslüman kardeşi için iyiliği ulaştırma veya zoru kolaylaştırma konusunda kuvvetli kimseyle bağlantı kurarsa, Allah ona, kıyamet günü ayakların kaydığı zamanda sıratı geçme hususunda yardım eder.”

         “Sadakamın en faziletlisi dil ile olan sadakadır. “Ya resulullah, dil ile sadaka nasıl olur?’’ dediler. Resulullah, ‘’Onunla esiri azad ettiğin, onunla kanı durdurduğun, onunla kardeşine iyiliği ve bağışı devam ettirdiğin, onunla sıkıntını giderdiğin şefaattir” buyurdu. Başka bir riveyette ”ondan çirkin birşeyi giderirsin şeklindedir.”.

         “Ey ademoğlu! Sen ver, ben de sana vereyim”  

 “Cömert Allah’a yakındır, Cennet’e yakındır, Cehennem’e uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzaktır. İnsandan uzaktır, Cennet’e uzaktır, Cehennem’e yakındır. Cahil cömerti Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever.’’

 “Kişinin hayattayken bir dirhem sadaka vermesi, onun için ölüm anında yüz dirhem sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”

         “Ölüm anında sadaka veren veya köle azad eden, bıktığı zaman hediye veren kimseye benzer.”

“Sadaka hiçbir malı eksiltmez. Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini arttırır.

         “Sadaka kötülükten yetmiş kapı kapatır.”

        “Sadakada acele ediniz. Zira belâ, sadakayı geçemez.’’

        “Müslümanın sadakası ömürde artış sağlar, kötü ölümü engeller. Allah onunla kibri ve övünmeyi giderir.”

 “Ey insanlar, ölmeden önce Allah’a tevbe edin. Bir şeyle meşgul olmadan önce iyi amelde acele edin. Rabbinizle aranızı onu çokça zikretmekle ve gizlide ve açıkta sadaka vermekle birleştirin ki bağışlanırsınız, yardım görürsünüz ve yardıma erersiniz.”

 “Hurma yarısıyla da olsa ateşten korunun. Zira o doğruluktan ayrılmaya engel olur, kötü ölümü uzaklaştırır. Aç hâlinden tok hâline döndürür.”

 “Sadaka Rabbin gazabını giderir, kötü ölümü uzaklaştırır.”

 “Fakire verilen sadaka, bir sadakadır. Akrabalığı olan muhtaca verilen sadaka iki hayırdır: Sadaka ve sıla-i rahimdir.

  Sadakaların hangisinin daha faziletli olduğunu sordu. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Gizli düşman olan akrabanadır.”

 “Ey Allah’ın resulü, iyi davranış, hoş sohbette bulunmama en ziyade kim hak sahibidir.”  Resulullah (sav) “Annen” diye cevap verdi. Adam “sonra kim” dedi. Resulullah (sav) “Annen” diye cevap verdi. Adam sonra tekrar “Sonra kim” dedi. Resulullah (sav) yine “Annen” diye cevap verdi. Adam tekrar ‘’Sonra kim” diye sordu. Resulullah (sav) “Baban” diye cevap verdi. ‘’Sonra derece derece yakın olanlara” diye buyurdu”

 “Kişin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümden sonra babasının dostlarına sıla-i rahimde bulunmasıdır”

 “Bir kimse rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini isterse sıla-i rahim etsin (akrabasını görüp gözetsin)“

         “Nesebinizden sıla-i rahim yapacaklarınızı öğreniniz. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır”

  “Ben büyük bir günah işledim, buna tevbe imkânı var mı?” Hz. peygamber “Annen var mı?” diye sordu. Adam “hayır yok” dedi. Hz. peygamber “Peki teyzen de mi yok?” Adam “Evet var” diye cevap verdi. Resulullah (sav) “Öyle ise ona iyilik yap” diye emretti.

“Kim anne - babası konusunda Allah’a itaat ederse, onun cennette ayrı ayrı iki açık kapısı olur. Kim anne - babası konusunda Allah’a isyan ederse onun için Cehennem’de ayrı ayrı iki açık kapısı olur. Bir adam “Ona zulmetseler de mi?” diye sordu. Resulullah “Zulmederlerse de, zulmederlerse de, zulmederlerse de” buyurdu.

 “Anne babasına rahmet gözüyle bakan iyi çocuğun her bir bakışına Allah katında kabul edilen hac sevabı verilir. “Bakışı her gün yüz kere olsa da verilir mi?” diye soruldu. Resulullah ‘’Allah’ın nimetleri en güzel ve en büyüktür” dedi.

 “Muhakkak ki mümin, Müslüman kardeşini ziyaret ettiği zaman dönünceye kadar Cennet bahçeleri arasındadır.”

 “Müslümanı sabah vakti ziyaret eden Müslüman kişiye akşama kadar yetmiş bin melek bağışlanma diler. Akşam vakti ziyaret ederse sabaha kadar yetmiş bin melek bağışlanma diler. Onun Cennet’te bahçesi olur.”

“Kim bir hastayı ziyaret ederse gökten bir melek: Güzel ve hayırlı bir iş yaptın, gidişin güzel ve hayırlı oldu, kendine Cennet’ten bir köşk hazırladın, diye seslenir.’’

Resulullah (sav)’dan iyiliğe şükretmeye, onu yapanı övmeye, onlara dua etmeye, onların faziletlerini anlatmaya teşvik etmek üzere gelen hadisler, iyilik yapanın durumunu yücelten ve iyilik yapmanın faziletini pekiştiren şeylerdir.

 “İnsanların Allah’a en çok şükredeni, insanlara en çok şükredenidir.”

“Size kim iyilik yaparsa onu ödüllendirin. Eğer onu ödüllendirmezseniz, sizin teşekkürünüzü hissedinceye kadar ona dua edin. Muhakkak ki Allah şakirdir, şükredenleri sever.”

        “Kim iyiliği getirirse onu mükâfatlandırın. Eğer mükâfatlandırmaya gücünüz yetmezse onu anın. Kim onu anarsa ona teşekkür etmiş olur. Kim kendisine verilmeyen şeyle (nimetle) başkasını doyurursa iki günah elbisesi giymiş gibi olur.”

 “Kim iyilik yaparsa onu anın, anlatın. Kim onu anarsa ona teşekkür etmiş olur. Kim onu gizlerse onu inkâr etmiş olur”

“Kişi Allah seni hayırla mükâfatlandırsın derse, övgünün en güzelini yapmış olur.”

           Bu özelliklerin, vasıfların, faziletlerin yüzde kaçına sahipseniz, yüzde o oranda iyi insansınızdır. Gelin, yüzdenizi artırmaya, daha iyi bir insan olarak insanlığın mutluluğuna katkıda bulunmaya çalışalım. İnsanların iyi insanlara ihtiyacı var. İyi insan, sana selam olsun.esinizdenvazgecmeyin

2008/3/26

Yoga, Reiki, Meditasyon, Tarot..

 

Yoga İslam kültüründe olmayan ve aslı hindistana dayanan bir akımdır. Yoga yapılırken çeşitli düşünceler ve hareketlerle beden ve ruh rahatlatılmaya çalışılır. Eğer bu yapılan hareketler ve söylenen sözler islamiyete ve islami ruha aykırı ise bunu yapmak caiz değildir.

Diğer bir husus ise insanlar bunu bedensel ve ruhsal yönden rahatlamak için yapıyorlarsa, bunun yerine islamiyetin emrettiği ibadetleri yapmak daha iyidir.

Çünkü yapılan ibadetler (namaz, oruç vs.) hem insanın ruhunu rahatlatır hem de insanın bedeni yönden sıhhat bulmasını sağlar .Ayrıca bu ibadetelri yapakla kendi dininin emirlerini yerine getirmenin verdiği bir huzur hali yaşanır. İbadet yerine yapılan sun'i hareketler ibadetin yerini tutamaz. Namaz ve oruç gibi ibadetlerin madden ve manen insana verdiği faydalar ilmen dahi isbat edilmiştir. Yüce rabbimiz kuran-ı erimde “Kalpler yalnız Allahı zikretmekle mutmain olur.” buyurmuştur.



Bu konuyla ilgili bir araştırma...



Yoga, reiki, meditasyon ne kadar masum?



Şehir hayatı beraberinde dayanılmaz koşuşturmacalar, yorgunluklar, stresler, çatışmalar, çekişmeler getiriyor.

Yorulan bedenler ve zihinler ertesi güne dinç kalkabilmek için yeni dinlenme ve huzur bulma yolları arıyor. Sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı, konsantre olmakta güçlük çekme, dinlenmek için zaman bulamama, çabuk sinirlenme, kendini mutsuz hissetme şehir insanının artık kronik sorunlarından. Yapılan yürüyüşler, koşular ya da gidilen spor salonları fiziksel rahatsızlıkları kısmen bertaraf ediyor. Ama ruhen ferahlamak o kadar kolay olmuyor. Birçok insan huzur bulmak, hayatlarına düzen vermek ve kişisel becerilerini geliştirmek için birçok etkinliğin yanı sıra yogaya da yöneliyor. Yoga diyeti, reiki, zen felsefesi, meditasyon derken bu tarz uzakdoğu inanışları farklı bir şekilde ön plana çıkıyor.

“İntiharın eşiğinden yogayla döndü”, “Yoga boy uzatır, yağları yakar”, “Bedeni ve zihni eğitiyor”, “Depresyona birebir!”, “Yoga ile saf arzuyu bul”, “Yoga yapan çocuklar daha rahat uyuyor”, “İşte bilgeliğe giden dört yol” gibi başlıklar konuyla ilgili özendirmeerden sadece birkaçı. Zihinlerindeki sorulara cevap arayan insanların ruhlarındaki boşluğu gidermek için yoga, meditasyon, feng shui, zen felsefesi gibi şeyler alternatif olarak gösteriliyor. Bu tür uygulamalara sağlıklı yaşam, doğru beslenme, sevgi, mutluluk, pozitif düşünme, evrenle uyum, vücut enerjisini doğru kullanma gibi kavramlarla başlanıyor. Ama günah-sevap, dünya-ahiret, cennet-cehennem, Yaratıcı-kul kavramlarının içi yeni öğretilerle bir anda boşaltılıyor.

 

 



Modern yaşamın bir parçası gibi gösterilen ve yapılan uygulamalarla bunu anlatan pek çok şey insanların zihinlerinde iz bırakıyor. Yoga, reiki, meditasyon, Zen felsefesi vb. değişik şekillerde özellikle kadın dergilerinde karşımıza çıkıyor. Birçok televizyon dizisinde de bu tür ögeler özendirici bir şekilde yer alıyor. Yogaya ve onun gibi benzerlerine katılan insanlardan sadece spor yapmalarının ötesinde bazı öğretileri de yerine getirmesi isteniyor.

Yoga uzmanları, öğretiler olmadan yapılan yoganın jimnastik veya aerobik olacağını ifade ediyor. Onlara göre yoga; üç temel varlığımız olan fizik, zihin ve ruh planlarımızın mükemmel şekilde ahengini temin eder. Meditasyon ise, ‘mutluluğun yegane yolu’ olarak telkin ediliyor. Kişisel gelişimle ilgili eserlerde yer alan, hayatı ve benliği anlamlandıran temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Taoist bakış açısıyla anlamlar yükleniyor. Yoga yapacak kişinin, bir köşeye oturup rahatlamak için tekrar tekrar yinelediği çoğu büyüsel içerikli söz yada sözcüklere (genellikle “aum/om”) “mantra” deniyor. İnsanlar garip bir şekilde, Hindu, Brahman, Budist, Taoist, Şintoist âlemin kainatta neye karşılık geldiği, kimden ne istendiği belli olmayan “mantra”larını söyleyerek şifa, afiyet ummaya çalışıyor.

Meditasyonla ne amaçlanıyor?

Liderliğini Maharishi Mahesh Yogi’nin yaptığı Transandantal Meditasyon (TM) hareketi de yoga gibi giderek yayılıyor. Onlar da aynı söylemi kullanıyor ve herhangi bir dini amaçlarının olmadığını söylüyorlar. Amaç olarak yine sağlıklı beslenme, enerjiyi dengeleme, huzur ve sükunet konuları öne çıkarılıyor. Mürit adaylarına “kendi inançlarınızı, dininizi değiştirmenize gerek yok” deniyor, ancak, her gün sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden önce olmak üzere iki defa büyük üstad Maharishi’nin resmine bakarak meditasyon yapmanız, transa geçmeniz gerekiyor.

 

TM’nin, Türkiye’de 20 bin kayıtlı üyesi bulunan 5 derneği bulunuyor. Kamuoyunun çok iyi bildiği isimlerin sürekli tavsiye ettiği TM, her geçen gün daha çok insana ulaşıyor. Onlara göre TM, bir din değil. İlahiyatçılara göre ise transandantal meditasyon, Budist “aydınlanma”yı elde etmek için Hindu “Raja Yoga” üzerine temellenen bir din hüviyetinde.

 

Bütün bu Hint kökenli kültlerin hepsinde reenkarnasyon düşüncesi bulunuyor. Çünkü bu, dinlerin temel inancını oluşturuyor. İlahiyatçı-yazar M. Enes Ergene, yoga ve meditasyon söylemleriyle Türkiye’de faaliyette bulunan grupların yoga ve meditasyonu bir nevi spor olarak lanse ettiklerini; ancak gerçekte yoga felsefesinin sosyo-psikolojik açıdan bir dini inanç biçimi olduğunu söylüyor. Tüm dünyada mistisizme ve metafiziğe ciddi bir yönelme olduğunu söyleyen Ergene, “Yoga ve meditasyonda dini sayılabilecek bir dizi rabıta ve trans biçimi, tören, sembol ve ritüeller var. Zaten Amerika’da kendilerini yeni ve kozmik bir dinin üyeleri olarak tanıtıyorlar. Ama Müslüman bir ülkede bunu din gibi tebliğ etmeyi stratejik bulmadıkları için bir nevi spor gibi takdim ediyorlar. Hepsi köken olarak, dünya görüşü olarak ve birer felsefe olarak Uzakdoğu dinleriyle ve özellikle de Budizm’le yakından ilgili.” diyor.

 


Spor görünümlü felsefeler

New age hareketlerde büyü ve sihir çok büyük bir yer kaplamaktadır. Uzakdoğu dinlerinin tüm büyü ritüelleri, Şamanizm gibi büyü temelli batıl inanışları ve tarih boyunca süregelmiş her türlü o kült inanış bu batıl dinle tekrar dünya gündemine getirilmiştir.

Falcılık, tarot kartları, ruhlarla bağlantı kurarak gelecekten bilgi alma aldatmacası, medyumluk ve kehanette bulunma gibi batıl inanışlar new age kültürünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Zaten Guru ismini verdikleri yoga uzmanları da genelde ruhlarla bağlantı kurdukları, medyumluk yaptıkları, tarot kartları ile geleceği söyleyebilecekleri gibi iddialara başvurarak insanları etkilemeye çalışıyorlar. Oysa gaybı da ve müşahade edilebileni de sadece Allah bilir. (Neml Suresi, 65) , (Cin Suresi, 26-27).

Onlara göre her insan özünde “ilahlık” enerjisi taşıdığı için, belli bir seviyeye geldiğinde “doğru - yanlış”, “günah - sevap” diye bir şey kalmamaktadır. Onlara göre insanın yaptığı herşey doğrudur.



Psikiyatrist Mustafa Merter: İnsan ruhuyla oynanmaz!


“Avrupa’daki uzun hayatım boyunca, yoğun bir şekilde meditasyon uyguladım. Türkiye’ye gelip İslam’la müşerref olduktan sonra, gitgide meditatif aktivitelerim ikinci plana düştü. Meditasyonu ben, psikoterapide bazı yardımcı metotlara ek olarak telakki ediyorum. Meditasyonu eğer bir dinsel uygulama gibi algılarsak bir süre sonra, zehir haline dönüşebilir. Çünkü meditasyon esnasında değişik bir bilinç boyutuna giriyor ve çıkıyor insan. Bir bağımlılık oluşabiliyor. Oradan bu boyuta geldikleri zaman, bir boşluk hissediyorlar. Dünyadan zevk alan, o hazları hissedemez hale dönüşüyor. Tekrar öbür tarafa dönmek istiyor. Fakat öbür taraftaki hali bulamadığı için, iki cami arasında bînamaz oluyor. Bu gidip gelmelerin sonunda insan, çok ağır depresyona girebiliyor.

 

 


- Nasıl tezahür ediyor?

Senelerce beraber olduğumuz bir arkadaşım, gül gibi bir karısı, güzel çocukları var. Psikiyatristlerin tanımını koyamadıkları bir depresyon yaşıyor. 70’li yıllarda Budist mabetlerinde kalıp, uzun süre meditasyon yapan bir çocuk. Ne bu dünyadan zevk alabiliyor, ne öbür tarafa gidebilir halde. Sokaklarda ruh gibi dolaşıyor. Ve o münferit bir vaka değildir. Geçen bir olay aktarıldı: Birisi, Azerbaycan’dan gelen bir şifacıya gidiyor. Kendinde bir rahatlama hissediyor. Ve yakınlarını da oraya gitmeleri için teşvik ediyor. Yakınlarından bir tanesi, “Bana vahiy geliyor” demeye başlıyor. Eşi de paranoid bir krize giriyor. O aile parçalanmak üzere. İnsan ruhuyla oynanmaz. Kendin pişir, kendin ye maneviyatı olmaz. İnsanın bu dünyada bir haz kredisi var. Eğer bu haz kredisi aşılırsa, artık hiç haz alamaz hale geliyoruz.

- Bu enerji alıp vermelere ne diyorsunuz?

İşin içinde enaniyet var. İşin Rahmani boyutu bitmiş. Büyük bir ego şişmesi oluyor. Bu insanlar yalnız şifada kalmıyorlar, ondan sonra “Ben Hz. Mevlana’yım, reenkarnasyonum. Ben peygamberim, ben Allah’ım” diyenler var. New age grupların temel öğesi, insanların ‘ben yaptım’ duygusunu yaşamalarıdır. Kulluk bilinci yoktur.

(Zaman.1.8.2004, Nuriye Akman röportajı)

Yoga din değilse ne?

Yoga bugünkü Hint dillerine temellik yapan Sanskritçede ‘boyunduruk’ etme anlamındaki ‘yug’ kelimesinden türemiş ve bedenin, duyguların ve zihnin tam kontrolü anlamına geliyor. Bu, bir taraftan vücudun, zihnin ve ruhun uyumu ve bütünleşmesi, diğer taraftan da kişisel ruhun “Evrensel Ruh”la(!) birleşmesi demek. N. V. Raghuram’ın Türkiye’deki yogacıların sitesinde yayınlanan makalesinde “Yoga yaparsam Hindu olur muyum?” sorusu sorularak cevap olarak, “Yoga din değildir” deniyor; ama bakın devamında “din” nasıl bir müessese olarak görülüyor:

“Yoga’nın bir dine ait olduğunu düşünmek, büyükbabanın yeni doğmuş torununa benzediğini söylemek gibidir. Din çoğu zaman bizi sınırlarken yoga bizi genişletir. Bizi köle haline getirmekten ya da dünyanın içinde boğulmaktan, ya da ben-merkezci olmaktan korur. Yaşam yolunda, kişi içsel tanrısal yönünü tezahür ederek büyüyebilir.”

Yine aynı makalede, “Yoga ile âşina olmayanlarımız onu genellikle Hindu dininin bir uzantısı olarak görür ve bilmeden pagan bir ritüelin bir parçası olmaktan çekindiği için yogadan uzak durur. Ancak, Yoga bir din değildir! Çünkü yoga, bilinen tüm dinlerden daha önce başlamış bir felsefedir!” deniyor.

Türkiye’ye sık sık gelen tanınmış gurulardan Shri Mataji’nin çalışmaları durumu en iyi şekilde özetliyor: Harbiye Askerî Müzesi’nin fuar salonunda düzenlenen yoga ayini sırasında katılımcıların Shri Mataji’ye taptıkları için ayaklarını bile öptükleri, ayaklarını yıkadığı suyu içtikleri medyaya yansımıştı. (Milliyet, 23.04.2002) Shri Mataji’nin büyük bir fotoğrafı ile tütsü, Hint müziği ve mumlar, Sahaja yoganın öğretildiği mekanlardan eksik edilmiyor. Eğitime katılanlara önce “aydınlama meditasyonu” yapılıyor, yani herkesin omuriliğinde olduğu varsayılan ‘kundalini enerjisi’ başın üzerine yükseltilip bağlanıyor! Ondan içlerindeki ‘saf çocuğu’ uyandırması isteniyor. Ancak, tüm bunlar, yapılırken Shri Mataji’nin fotoğrafının önünde mum yakarak ona doğru dönük olmak, onunla kalben transa geçmek şart! (06,12,2004, Sabah)



Medya yönlendiriyor

Birçok kadın dergisi ve gazete yoga ve benzeri akımları manken görüntüleri eşliğinde sayfalarına taşıyarak gündemde tutuyor. Ancak, bu tarz programlarda miskinliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş malum Hind fakirlerinin imajı yansıtılmıyor.

Bu özendirmeler sayesinde artık kolejler, ilköğretim okulları, devlet daireleri, hatta bazı özel ana sınıflarında dahi çocuklara Hindli yogiler eşliğinde yoga yaptırılıyor.

 

Yoga, meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, transandantal meditasyon gibi uygulamalar bu tarz inanışlarda büyük bir yer tutuyor. Astroloji, tarot kartları, falcılık, medyumluk bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturuyor.


Sonu Budizm’e varıyor

Budizm putperest bir anlayış üzerine kurulmuş, çok tanrılı bir dindir. Bu anlayışla yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını Buda’ya ibadetle geçirirler. Budizm, tevhidi kabul etmeyen, sadece insanın bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından kurtulmasını temel alan özünde çok tanrıcı bir felsefedir. Budizm, insanın dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara göre bir sonraki hayatının şekillendiği (reenkarnasyon) düşüncesi üzerine kurulmuştur. Bunlar İslam’a ve Kur’an’a tamamen zıt düşüncelerdir.

 



Uçmak, suda yürümek!

Türkistan’da yetişen büyük velîlerden Ebu Said Ebü’l-Hayr’a bir gün, “Filanca kimse su üstünde yürüyor. Buna ne dersiniz?” diye sorulunca; “Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da yüzer.” dedi. “Filan adam havada uçuyor.” dediler. “Sinek ve çaylak da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var.” dedi. “Filan kimse, bir anda şehirden şehre gidiyor.” dediler. “Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. Böyle şeylerin dînimizde kıymeti yoktur. Merd olan, herkesin arasında bulunur. Alış-veriş yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz.” buyurdu

 hanimlar.com adlı siteden alıntıdır..

2008/3/24

'HİDAYETULLAH' OLUŞ ÖYKÜSÜ

CATHERİNE  DELORME Sicilyalı heykeltraş bir babanın çocuğu olarak 1901'de doğdu.Çocukluğu Cezayir'de geçti.1.Dünya Savaşı sırasında Fransız bir doktorla evlendi.Eşinin tayini üzerine Tunus'a gitti.Müslüman olduktan sonra Hidayetullah ismini aldı. Hidayet öyküsü -kendi anlatımıyla-:

 

"Tunus'ta iken İslamiyete duyduğum alakadan dolayı müslüman ailelerle yakınlık kurdum.Fakat İslam ile ilgili sorularıma tatminkar cevaplar alamadım.

Birgün dostluk yaptığım fakir müslüman bir ailenin kızı bana islami kadın kıyafeti giydirdi.Aynaya baktım, kıyafetimi çok beğendim.O gece rüyamda Kabe'ye gittiğimi gördüm. Rüyamı tabir eden müslüman hanım; "Bir gün mutlaka hacca gideceksin"dedi.

Birgün küçük bir sokaktaki mütevazi dükkanında,sanki bu dünyaya ait biri değilmiş gibi duran,derin bir düşünceyle huzur bulmuş nur yüzlü bir zat gördüm.Başındaki beyaz takkesiyle siyah sakalı hoş bir görüntü teşkil eden bu adam,kapalı gözleriyle ve elindeki tesbihiyle bana değişik geldi.Sanki tanıdık bir simaydı.Gözlerimi ondan ayıramıyordum.Bakışımı hissetmiş gibi gözlerini açarak tatlı bir tebessümle yaklaşmamı işaret etti.

Oturmam için bir sandalye gösterdi ve;"Sana verebileceğim bir şey var mı?"diye sordu.Ondan elindeki tesbihi ve okuduğu duayı öğretmesini istedim.O zat şaşkın halde;"Tesbihi memnuniyetle veririm ama duayı neden istiyorsun?"deyince,"Evet ama senin yaptığın duayı benim de yapmama engel değil ki..Senin Rabbin benim de Rabbim değil mi?"dedim.O da;"Doğru.Fakat bu zikir müslümanların temel inancıdır.Allah başka bütün ilahları reddeder."La ilahe illallah"şehadetin 1.kısmıdır.Kalbden söylendiğinde İslamiyete girilmiş olunur."dedi.Bunun üzerine ben;"Şu halde diyebilirim ki,ben her zaman müslümanmışım.Çünkü daima tek Allah'a inandım."dedim.O zat devamla;"Şehadetin 2.kısmı yalnız İslama mahsustur.O da ;"Muhammed(s.a.v) Allah'ın Resulüdür.Hz.Muhammed'in peygamberliğine inanmak,Allah'ın birliğine inanmayı gerektirir.Bu zikri 2 kısmıyla birlikte,istersen öğretebilirim."dedi."Tek Allah'a nasıl inanıyorsam,O'nun peygamberlerine ve Hz.Muhammed'in onlardan biri olduğuna inanıyorum."dedim.

Daha sonra o zat bana abdestve guslün şartlarını öğretti.Telaffuzunu öğrettiği zikri 300.000 kere çekmemi söyleyerek tesbihini verdi.Bu görevi ancak 3 ayda tamamladım.Sonra o nur yüzlü zatın yanına gittim.

Tesbihini alıp,dualar okuyarak kokular sürdü ve bana geri vererek;"Bugün güzelce abdest alarak yat ve bu tesbihi yastığının altına koy,bir rüya göreceksin ve ben tabir edeceğim."dedi. O gece rüyamda,cami gibi bir yerde Peygamberimizi gördüm.Ben perişan,aç,sefil bir vaziyetteydim.Beni elini uzatıp yanına çağırdı.Yanına gidince birden değiştim.Şahane,pırıl pırıl bir elbiseye bürünmüştüm.O'nun kalbime telkin ettiği fikirle,benim pek az görülen bir lütfa mazhar olduğumu anladım.

Ertesi gün o zatın dükkanına gidip,rüyamı anlattım.Zatın gözlerinden yaşlar boşandı.Heyecandan güçlükle konuşarak,"Biz atadan müslümanız.Gençliğimden beri bu zikre devam ediyorum.Fakat bir türlü tamamlayamıyorum.Hep yeniden başlıyorum.Dünyada herşeyden çok Resulullah'ı görmek istiyorum.Bu lütfa henüz nail olamadım.Sen bir yabancıyken ve dinimiz hakkında hiç birşey bilmezken bu lütfa mazhar oldun."dedi.

Bir süre sonra üstüme başıma özen göstermediğimden dolayı beyim"Yeter artık,Tanrınla benim aramda bir tercih yapmalısın!"deyince çok üzüldüm.Dini bilgimi,eşime farkettirmeden arttırmaya devam ettim.

1950'de Fas'tayken kadıya giderek resmen müslüman olmak istediğimi bildirdim.Kadı İslam hakkında bilmem gerekenleri bildirdi.Fakat bana resmi bir belge vermekten kaçındı.Zira o zaman Fas,Fransız himayesindeydi ve ben Fransız askeri doktorunun dul eşiydim.Hacca gidebilmek ve ölünce müslüman mezarlığına gömülmek için resmi belgeyi almayı arzuluyordum.Bu isteğime kavuştum.

1951 senesinde Müslümanlığımı resmen tescil ettirdiğim sırada Fransız sömürge idaresi beni sorgulamadan geçirdi ve niçin müslüman olduğumu sordu.Ben de;"20 seneden beri islam dinine girmek istiyordum.O tarihten beri çeşitli dinler üzerinde çok ciddi araştırmalar yaparak bu karara vardım.Uzun süre çeşitli engeller sebebiyle kararımı tatbik edemedim.Hem islam dinine inanıp,hem de ibadetlerini yaparken hala hristiyan sıfatını taşımak ikiyüzlülük olurdu.İslamı,ruhi ihtiyaçlarıma daha uygun buluyorum." dedim..."

                

2008/3/22

İnsanın, kendi nefsine zulmetmesi ne demektir?

Zulüm, “haddi tecavüz” demektir; başkasının mülkünde onun rızası olmaksızın tasarruf etme mânâsına gelir. Mâlik-i Hakiki ancak Allahtır, mülk Onundur. Kimin tasarrufunda ne varsa ancak emanettir. O halde insan, diliyle her dilediğini söyleyemez. İlâhî rızaya muhalif söz sarf eden insan, diline zulmetmiş demektir. Göz, Allahın bir başka mûcizesidir. Cenâbı Hak, o yağ parçasında ziyayı göz nuruna çevirir. O nuru, haram sahalarda dolaştırmak göze zulmetmek demektir.

İnsanın ruh âleminde nice görünmez fabrikalar çalışır. Akıl, bilgiyi nasıl edinir, nasıl yoğurur ve nasıl karar verir? Hâfıza bu bilgileri nasıl depolar, lâzım olanları nasıl ânında takdim eder? Kalp nasıl inanır, nasıl sever, nasıl korkar? Hayal çok uzak mesafelere bir anda nasıl ulaşır? Ve daha nice akıl almaz icraatlar sergileyen bu fabrikalar ruhumuza ilâhî bir lütuf olarak nakşedilmiş. Bunları, Rabbimizin rıza dairesinde kullanmadığımız takdirde o kıymetli lâtifelere zulmetmiş oluruz.

İman ve salih amelden uzak kalarak, bütün o kıymetli cihazları, Üstad Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle “cehennem kapılarını açacak çirkin bir sûrete çevirmek” nefse en büyük bir zulümdür.

Bir rüya olan dünya hayatının her şeyi ebet yurduna nispetle gölge hükmünde. Bu gölgelerden birisi de malımız ve servetimiz. İşte, kalp, akıl, hâfıza, hayal, göz, kulak gibi nice kıymettar cihazatını sadece bu gölgelere sarf etmekle gerçek saadeti ve hakikî serveti kaybeden insan, nefsine zulmetmiştir.

y1p49AF7-hQyQQkkSlB8-s9F2uocVHQJPG5jbqzcVcvipf46AdzoNdFPGXhZCPYBi46-qqRKzTdS4s
2008/3/9

Evlilikte kötülükleri ne görünmez eder..

Genc adam kosa kosa geldi:
 
- Ozur dilerim hayatim seni cok beklettim. Biliyorsun trafik. Cok yoruldun mu? Sıkıldin mi?
 
- Cok bekledim, biraz da yoruldum; ama onemli degil canim. Ben artik senin huyunu ogrendim. Seni bu huyunla da seviyorum. Bu yastan sonra degisecek degilsin ya.
 
- Allah razi olsun ne kadar anlayislisin.
 
Aile mutluluguna golge dusuren en onemli seylerden biridir; eslerin birbirlerini degistirmeye calismalari. Bunun icin de yillar yili enerji harcamalari. Kimi esler, surekli ‘Sen soylesin, sen boylesin. Sunu soyle yap, bunu boyle yap. Neden onu oraya koydun, niye buraya koydun?’ vb. gibi kucuk seylerle mutluluklarini golgelerler. Gulucuklerle gececek o guzel zamanlarini bir hic ugruna sikintiyla tuketirler. Kendilerini, eslerini ve de cocuklarini huzursuz ederler. Halbuki esler, birbirini degistirmeye calismak yerine eslerini oldugu gibi kabul etmelidirler. Esin biraz gec gelmesi, sorumlulugunu yerine getirmemesi ya da istenilen bir seyi yapmamasi karsisinda mutsuz olup, kendilerini de eslerini de yipratmamalidir. Kucucuk bir sabir, birazcik anlayis ve hosgoru kotulukleri gorunmez eder. Mutsuzluklari mutluluga donusturur. Sikintilari feraha cevirir.
 
Evlilik, mutluluk san’atini insa etmektir. Mutluluk salini ilmek ilmek ormektir. Sabir asini hafif ateste pisirmek sonra da sevgi ve hosgoruyle yemektir. Evlilik yolunun uzerindeki ‘ene’leri, kaprisleri, kin, nefret ve olumsuz duygulari ayiklayarak mutluluk sarayina ulasmaktir. Genelde “engelleri o ayiklasin” dusuncesi hakim hepimizde. Hep rahatta one gecip, hizmette arkada kaliyoruz. Halbuki hizmette one gecip rahatta arkada kalmak cok guzel bir fedakarliktir.
 
“Aziz ve Celil olan Allah bir yoldan bir diken dalini kaldirdigi icin bir kisinin gecmis ve gelecek gunahlarini bagislamistir.” (Camiu’s Sagir, 5777). Bu hadisten yola cikarak eslerin evlilik yolunun uzerindeki dikenleri kaldirmalari gunahlarinin affina vesile olabilir.
 
“Erkek hanimina, hanim da beyine sevgiyle baktiklarinda Cenab-i Hak da onlara rahmet nazariyla bakar.” (Camiu’s Sagir, 1977)
 
Bir bakis, bir gulus, kucuk bir jest, anlayis ve hosgoruyle esin gonlunu yapip, kalbini hos tutarak Cenab-i Hakk’in rahmetine mazhar olabilir insan.
Bir baska hadiste de “Aile fertlerine yapmis oldugun her iyilik onlara bir sadakadir.” (Camiu’s Sagir, 6339) buyuruluyor. Musluman’a yakisan tavir, aile fertlerine iyilik yaparak sadaka sevabi kazanmaktir.
2008/2/11

KUSUR DÜZELTİRKEN KUSUR YAPMAMAK

Bir kusuru tespit ve tedavi ederken ölçüyü korumak gerekir. Din gayreti ile de olsa haksızlık etmek helal değildir. Hz. Ömer'in [r.a] şu hâdisesi bu konuda güzel bir örnektir.

Hz. Ömer [r.a] bir defasında gece yarısı Medine sokaklarında dolaşıyor, genel asayişi kontrol ediyordu. Bir evin yanından geçerken içeriden bir adamın türkü şarkı söyleyerek eğlendiğini farketti. Hemen evin duvarına tırmanarak:

-Ey Allah'ın düşmanı! Yaptığın isyanı Allah'ın örteceğini mi zannettin? diye bağırdı. Adam:

-Sen, ey müminlerin emiri, dur, acele etme. Ben Allah'a bir isyan etti isem; sen üç konuda isyan ettin. Allahu Teala:

"Gizli kusurları araştırmayın? (Hucurât 49/12.) buyurduğu halde, sen gizlice ayıbımızı araştırdın.

Yüce Allah: "Evlere kapılarından giriniz" (Bakara 2/189.) diye emrettiği halde, sen duvara tırmandın.

Yüce Allah: "İzin almadan ve evde bulunanlara selam vermeden başkalarının evlerine girmeyin" (Nûr 24/27.)

diye ferman ettiği halde, sen izinsiz evime girdin, üstelik selam da vermedin, deyince, Hz. Ömer:

-Eğer seni affedersem, sen de beni affeder misin? diye sordu, adam:

-Evet, dedi. Hz. Ömer:

-Ben de seni affettim, diyerek orayı terketti. (Kandehlevî, Hayatu's-Sahabe, II, 405)

İmam Şafii (rah.) der ki: "Kardeşine gizlice vaaz edip öğüt veren, ona gerçek nasihati yapmış olur. Bu davranış hem dinleyene fayda verir, hem de onu yükseltir. Halk arasında öğüt vermeye ve kusurunu düzeltmeye kalkan ise, din kardeşini rezil ve perişan etmiş olur." (Bkz: Gazalî, ihya, II, 264.)

İmam Gazalî (rah.), böyle bir durumda ortaya konan tavırları şöyle değerlendirir:

"Bir kimsenin kusuru karşısında susmak eğer dininin selameti için yapılıyorsa buna Allah için idare denir.

Yok eğer, mevkiini korumak, itibarını kurtarmak ve nefsinin arzusuna uymak için yapılıyorsa, buna yağcılık denir.

Önceki hâl övülmüş, bu ise kötülenmiş bir ahlaktır.

"Kardeşinin zaten bildiği kusurlarını ona sayıp dökmen kendisini üzer; fakat onun bilmediği ve fark edemediği kusurlarını gizlice söylemen ona karşı samimiyet ve şefkattir." (Bkz: Gazalî, İhya, II, 264.)

Bir kusur düzeltirken niyetinde samimi olanların, usul ve edebe de dikkat etmeleri gerekir.

Benim niyetim iyiliktir deyip, uygunsuz şekilde, sert dille insanları uyarmak, tedavi değil, fitne olur.

Kaş yapayım derken göz çıkarmaktan sakınmalıdır.


Cemaat ve Kardeşlik Hukuku
Dilaver Selvi
 
 
                    untitled
2008/1/8

Mutluluk Reçetesi.......

Mutluluk Reçetesi...
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk davetiyesidir.
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk reçetesidir, rehberidir.
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk garantisidir.

Öyleyse Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın insanlarda en çok görmek istediği şeyi, bütün safhalarda garanti eden Allah'ın Kitab'ıdır. Mutluluk rehberi, bir öğüt...Mutluluğa açılan bir öğüt...

Mutluluk, bir uyum halidir. Sulh ve sukûn halidir. Kavganın bittiği bir ortamı ifade eder. Mutluluk, 3 âleminizde birden yaşanması lâzım gelen bir vetiredir.
1. İç dünyanızda mutlu olacaksınız.
2. Dış dünyanızda mutlu olacaksınız.
3. Allah ile olan ilişkilerinizde mutlu olacaksınız.
Hem emirler cephesinde mutlu olacaksınız, hem de nehiyler (yasaklar) cephesinde mutlu olacaksınız. Mutluluk, devamlı olmalıdır. Devamlı olmadığı taktirde mutlu değilsiniz, geçici zevkleri yaşıyorsunuzdur sadece.
 
                        1085xgxb0 
2007/10/4

Bilgiclik icin ahkam kesmek

Bilgiclik taslayarak konusmak kibir belirtisidir. Dinimiz bu kisileri kinamistir. Hep kendinden bahseden, ameline asiri guvenen bu kisilerin tek hoslandiklari sey baskalari tarafindan ovulmek ve on plana cikarilmaktir.
 
Hayatimizin ve her ânimizin isigi ya Kur’an’a ya da sunnet-i Resul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) dayanmali ki, hayatimiz nurlansin. Beseri munasebetlerde cogu kez ya konusan oluyoruz, ya da dinleyen. Konusma durumumuz icap ettiginde nasil konusmaliyiz. Edamiz, tavrimiz, uslubumuz nasil olmali? Agzimizi yayarak, kendimizi sanatli konusmaya zorlayarak, halkin anlamayacagi kelimeler kullanarak kitlelere hitap edebilir miyiz? Acaba boyle yaparsak ne olur?
 
Ibni Mes’ud (radiyallahu anh)’den rivayet edildigine gore Iki Cihan Serverimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda soyle buyuruyor; “Sozde ve iste (luzumsuz) ince eleyip sIk dokuyan, haddi asan kimseler helak oldular.” buyurdu ve bu sozu uc defa tekrarladi. (Muslim, Ilim 7. Ebû Dâvûd, Sunnet 5)
 
Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) israrla ve 3 kez tekrarlayarak dikkat cektigi bu hâle gore edebiyat parcalamak icin sozde ileri giden, her turlu farz ve nafile ibadetlerde baskalarina farkli davranislariyla dikkat cekmek isteyenler, asiri nezaket ve kibarlik budalasi durumuna dusenler tum Muslumanlar arasinda aslinda yalnizliga itilmeye mahkum insanlardir. Gerci insanlar itibar etse de, eger Allah o kisiyi “yalniz” birakmissa en buyuk hasaret de budur aslinda.
 
Abdullah Ibni Amr Ibni As (radiyallahu anh) da Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) ayni konuda su rivayette bulunuyor:
 
“Suphesiz ki Allahu Teala, sigirin otu yerken agzinda evirip cevirdigi gibi, sozu agzinda evirip cevirerek konusan kisilere bugz eder.” (Ebu Davud, Edeb 94; Tirmizî, Edeb 72)
 
Rabb’imiz her isimizde samimiyet ve ihlas istiyor. Sozumuz O’ndan olmali ve yine O’ndan ve Habibi’nden bahsetmeli. Her halimiz O’nun boyasiyla boyanmali. Tevazu yapilan bir sey degil, yasanan bir haldir. Hava atmak, nutuk cekmek ve dikkat cekmek icin konusmada agzi evirip cevirmek durumlari yasaklanmistir.
 
Ancak bu noktada, guzel konusmak, ana dilini ya da ogrendigi yabanci lisani guzel kullanmakla yapmacik bir guzellik gosterisi birbirine karistirilmamalidir. Surekli “bendeniz” ve “fakir” gibi ifadeler kullanip da bu “kole” olarak sunulan kisinin her cumlenin kibirli oznesi haline donusmesidir kinanan. Konusurken kendini farkli gosterme ve bilgiclik taslama Islami edebe aykiri kabul edilip yasaklanmistir. Gorundugunden baska tavirlar sergilemek, insanlara tepeden bakmak munafiklik alameti sayilir. Muslumanlar her halinde Allah’in rizasini kazanacak sekilde olmak durumundadir, baska gaye ve maksatlara ulasmak icin Allah’in rizasini terk etmemelidir.
 
Cabir Ibni Abdullah’in (radiyallahu anh) rivayet ettigi hadis-i serif gonlumuzun isigi ve en onemli ikaz lambamiz olmali:
 
“Icinizde en cok sevdigim ve kiyamet gunu Bana en yakin mesafede bulunacak kimseler guzel ahlâk sahibi olanlarinizdir. ‘Guzel konusuyor’ dedirtmek icin uzun uzun konusanlar, sozunu begendirmek icin avurdunu sisire sisire laf edenler ve bilgiclik etmek icin konusanlar ise en sevmedigim ve kiyamet gunu Bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.” (Tirmizi, Birr 71)
Yeryuzunde kibirle yurume!
 
Kibir, Rahmani degil seytani bir karakterdir. Rabb’imizin kullarindan istedigi, vakar ve tevazudur.
 
* “Rahman’in kullari yeryuzunde agir ve vakur yururler.” (el-Furkan, 25/3)
 
* “Yeryuzunde kibir ve azametle yurume! Cunku sen hicbir zaman yeri de yaramazsin, boyca da asla daglara erisemezsin.” (el-Isra, 17/37