Nurgül 的个人资料Nur^^Gül'e aşık^^照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2009/11/24

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN
 

 
--------------------------------------------------------------------------------


Kan akıtmanın dindeki yerinden hayvan kesme yöntemlerine kadar birçok konunun yer aldığı çalışma, pratik bilgiler içeriyor. Din âlimleri, bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da Allah rızasının önde tutulması gerektiğini vurguluyor. Hz. Peygamber Efendimiz, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir bölümünün de evde bırakılmasını tavsiye ediyor. Ailenin maddi durumuna göre etin tamamı da hane halkına bırakılabilir veya kurbanın tümü ihtiyaç sahiplerine dağıtılabilir.

-----------------------------------------------------

Kurban, mümini Allah’a yaklaştırır

Kurban Bayramı, Hz. İbrahim ve İsmail’den günümüze kadar, hep bir kahramanlık, fedakarlık, hasbîlik ve teslimiyet sembolü olagelmiştir. Kurban Bayramı, tıpkı orduların savaşa gidişi gibi gürül gürül tekbirlerle gelir ve bir velvele olur, her yanda yankılanır. Onda hem bir mûsiki ve şiir hem de muharebelerin bin tarraka ile gürleyen hakkı ilan sesleri iç içedir.

Kur’an-ı Kerim’de ’Kesilen kurbanların ne eti, ne de derisi Allah’a (cc) ulaşır. Yaradan’a ulaşan sizin takvanızdır.’ denilmektedir. Bu lütfun gerçekleşebilmesi için kesilen kurban Allah rızası için kesilmeli, etleri ise yine Allah (cc) rızası için fakir fukaraya dağıtılmalıdır. İbadetler hikmetlerinden veya getirdiği faydalardan ziyade Allah emrettiği için yapılır. Ama onların hikmetlerini ve güzelliklerini bilmek bizim kulluğumuzun bir gereği ve Allah’ın nimetlerini yâd etmek için birer vesiledir. Kurban kesmenin de Allah’ın bir emri olması hasebiyle sayısız hikmetlerinin olduğunda şüphe yoktur. Kurban kesmek, öncelikle peygamberlerin babası Hz. İbrahim’in, oğluna bedel olarak Allah’ın gönderdiği koçu kesmesi hadisesini bizlere hatırlatıyor. Hayat nimetine şükrün bir ifadesi olarak kurbanı kesiyoruz. Ayrıca ahirete bir hazırlık olması, günahlarımızın affı ve kabirle başlayan yeni bir hayat yolunda kurbanın bizi manevi bir burak gibi alıp selamete ulaştıracağını da verilen müjdeler ışığında Rabb’imizden umuyoruz. Hac Sûresi’nde (22/34) ifade edildiği gibi kurban kesmekten asıl maksat Allah’ın hatırlanması, zikredilmesidir. Zira bizim varlık gayemiz Allah’ı bilme, tanıma ve O’na yaklaşmadan ibarettir. Burada Allah’a yaklaşma ameliyesi adeta bir bayram olarak ilan edilmiştir. Kurban kesmenin, insan olarak hepimizin mutlaka almak zorunda olduğu gıdalarla da yakından alakası vardır. Din, hayatımızın her safhasını kuşatıyorsa, bizim bu yönümüze de hitap etmeli değil midir? Etin, insan için zaruri gıdalardan olduğunda şüphe yok. Ama bu gıdanın herkes tarafından rahatlıkla temin edildiğini söyleyemeyiz. Nafile olarak başka zamanlarda kesilen kurbanların dışında, Kurban Bayramı’nda da Müslümanlar, kestikleri bu hayvanlarla et yemekten mahrum bulunan önemli büyük bir kitleyi bu nimetten istifade ettirmektedir. Mükremin Albayrak, İstanbul

-----------------------------------------------------


KURBANLIK ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Kurban olabilmesi için, hayvanın süt dişlerini değiştirmiş olması gerekir. Hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması ibadetin sıhhati için şarttır.

- Bir ya da iki gözü kör olan havyanlar kurban edilemez.

- Kulağı ve boynuzunun üçte biri gitmemiş olmalı, burnu kesik olmamalı.

- Kuyruğunun üçte biri gitmemiş ve ağır hasta olmamalı

- Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olmamalı.

- Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olmamalı, dilinin büyük bölümü
yerinde olmalı.

- Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan hayvan kurban edilemez.

-----------------------------------------------------

KURBANLIK SIĞIRIN YATIRILMASI

Yaklaşık 8 metre uzunluğunda kalın bir ip önce boynuzlardan sıkıca bağlanarak boyuna geçirilir.

Ardından ip hayvanın ön ayakların koltuk altından sırtına doğru dolanarak bağlanır.

İp sol tarafından arka kısma devam ettirerek karın ve arka ayak arasından sırta doğru dolandırılır.



Sırt kısmından uzanan iple 2 kişi kurbanı geriye çekerken önde 1 kişi kurbanın başını tutar.

Kurbanın yüzü kıbleye çevirilip ön ve arka ayaklar birbirine bağlanır. Kesim tamamlandıktan sonra hayvanın içindeki kanın daha güzel boşalması için ayaklardan biri (sol akra tercih edilmeli) serbest bırakılmalı. Küçükbaş hayvanlarda bir ayak bağlanmayabilir.

-----------------------------------------------------

Kesim için yapılacak dua:

Kesimden önce "Allahümme hâzâ minke ve leke, inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn. Allahümme tekabbel minna. Amin." denerek okunup kesim başladığında Çevreden bulunanlarla birlikte teşrik tekbiri getirilir "Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lâ ilâhe illâllâhu vallâhu Ekber, Allahu Ekber ve lillâhi’l-Hamd"

Kesim: Kesen kişi "Bismillahi Allahü Ekber" dedikten sonra beklemeden kurbanın boyun kısmında 3 damarı birden kesmeli.

Yön: Kurbanlık hayvan başı ve ayakları kıbleye döndürülmeli. Kesen kişinin de kıbleye yönelmesi sünnettir.

Vekalet: Kurbanın sahibi kesmeyi bilmiyor ise kesebilecek başka birini vekil tayin ederek kestirebilir. Bunun için (Allah rızâsı için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demesi ve kalben de niyet etmesi lâzımdır.

Kanın akması için derinliği ve genişliği yarım metre olan bir kuyu açılmalı. İş bitiminde kapatılmalı.

-----------------------------------------------------

Hemen buzdolabına kaldırmayın

Kurban etleri, parçalar halinde temiz kaplara konulmalı ve önce güneş görmeyen serin bir yerde (14 C’nin altında) hava alması sağlanarak (5-6 saati geçmemeli) bekletilmeli. Daha sonra buzdolabına kaldırılmalıdır. Kurbanlık etler henüz kesim sıcaklığında iken buzdolabına poşet içinde veya hava alamayacak bir durumda büyük parçalar halinde üst üste konulursa, iç kısımları soğumadığı için çok kısa sürede (2.gün) bozulma ve kokuşma hatta yeşillenme görülür. Böyle kısımlar kesinlikle tüketilmemeli, atılmalıdır.

-----------------------------------------------------

KESİM İÇİN GEREKLİ BIÇAK SETİ

Büyük bıçak: Kesim için
Orta bıçak: Deri yüzmek için
Satır: Kemik kırmak için
Masat, Bleyi taşı


-----------------------------------------------------

NERESİNDEN NE YAPILIR?

ANTREKOT: Biftek, rozbif (Izgara, tava)

BONFİLE: Biftek, turnado, şatobiryan, sulu ve sote yemekler, roti, şiş (Izgara, tava, sote usulü, fırında)

SOKUM: Roti, rozbif, tencere yemekleri, kebap, biftek, (Izgara, breze ve roti usulü, haşlama, tava)

GERDAN: Kıyma, tencere yemekleri, kavurma (Haşlama, sote usulü)
DÖŞ VE BOŞLUK: Kıyma, tencere yemekleri (Haşlama)

KONTRNUA: Rosto, soslu yemek, kebap, tencere yemekleri (Haşlama, breze usulü, fırında)

İNCİK: Osobuko, salçalı ve sulu yemekler, kıyma (Haşlama, breze usulü, fırında)

Eti paylaştırırken yoksulları unutmayın

Hz. Peygamber, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, birinin de evde bırakılmasını tavsiye etmiştir. Ailenin durumuna göre etin tamamı da evde bırakılabilir. Ancak, toplumda muhtaçların arttığı dönemde kurban etinin çoğu hatta tamamı dağıtılabilir.

Deri temizlenip sonra da çok iyi tuzlanmalı

Kurban derisinin yüzümü ve muhafazası çok önemlidir. Soyum esnasında deriye zarar verilmemelidir. Deride meydana gelecek her bıçak yarası, değerini azaltacak, belki de kullanılamaz hale getirerek ekonomik zararlara yol açacaktır. Deriler 4-6 saat içinde mutlaka tuzlanmalı ve değerlendirileceği zamana kadar serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Derinin bekletilmeden verileceği yere ulaştırılması en iyisidir. Et ve yağ kalıntılarının bulunması durumunda bu kalıntılar deriye zarar verilmeden kazınmalı, bunu takiben hemen soğutulmalı ve tuzlanmalıdır.

Deri, Allah rızası için tasadduk edilmeli

Kurban kesen kimse etinden hem kendi yer, hem de başkasına yedirir. Kurbanın derisi ihtiyaç varsa evde kullanılır, yoksa tasadduk edilir. Menfaat karşılığı verilmez. Allah rızası için kesilen kurbanın derisini O’nun razı olacağı şahıs veya müesseselere vermek güzeldir.

Kurban bayramının önemi .

Kurban, yakınlık ve yaklaşma anlamlarına gelmektedir İslam dininde; Allah'ın emrine uyarak ibadet etmek ve sevap kazanmak amacıyla, Allah'a yakınlaşma aracı olarak kesilen hayvana kurban ismi verilmektedir Kurban, mali yeterliliği yerinde olan Müslümanların yaptığı ibadetlerdendir Bu görev, Hak yolunda Allah istediğinde, onun emrine uymanın bir ölçüsü olarak yerine getirilmektedir
Kurban kesmenin meşruiyeti; Kur’an, Hadis ve İcma-ı Ümmet ile sabittir İmam-ı Azam Ebû Hanife (RA) ile İmam-ı Muhammed (RA) göre de; Kurban kesmek, hür, zengin ve seferi halde bulunmayan her mü'min üzerine vaciptir Kur’anı Kerimde; “Biz sana Kevser’i verdik Onun için Rabbine kulluk et ve kurban kes! Gerçekten ebter olan şüphesiz seni kötüleyendir” (1) buyrulmaktadır Yine ; “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken Allah'ın adını ansınlar Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır Öyleyse yalnız O'na teslim olun Sen ey Resulüm! O alçak gönüllü, samimi ve ihlâslı olanları müjdele!” (2) şeklinde emredilmektedir

Kurban kesmenin meşruiyeti; din, ahlak, toplum ve sosyal yararları bakımından bir takım ihtiyaç ve ibretlere dayanmaktadır Kurban kesmek, İslam’a ait insani ve sosyal bir fedakarlık olup, bu ibadet ile toplumsal kaynaşma, dayanışma ve yardımlaşma tesis edilmektedir Bu sebeptendir ki Ülkemiz kamuoyunda yer alan tartışmalarda anlatılan “kurban kesmek bir hayvan katliamıdır” şeklinde yapılan yorum ve eleştirilere katılmak mümkün değildir İslam’a ait inanç, ibadet ve diğer hususlardaki konular kamuoyuna taşınırken ve tartışılırken, gerekli özen ve hassasiyet gösterilmelidir

Dini mevzularda magazinsel boyutun ötesine geçilmeli, her hususta olması gerektiği gibi kurban konusu da işin ruhuna uygun samimi insanlarla tartışılmalı, görüntü ve gürültü kirliliği açısından halkın duyguları ve inançlarıyla oynanarak samimi insanlar incitilmemelidir Peygamber Efendimiz (SAV) ; "Kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiç bir müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyâmette kendi mîzânına konan sevâbı olmasın!" (Deylemî) buyurmuşlardır

Rasulullah (SAV) Efendimiz bir başka Hadis-i Şeriflerinde: "Yâ Fâtıma, kurbanının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günâhların affedilir" (İbni Hibbân) Diğer bir Hadisi Şerifte ise; “İnsanoğlu Allah nezdinde, kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir iş işlememiştir O kurban; kıyamet gününde boynuzları, postu ve tırnakları ile gelir Kurban kanının Allah nezdinde büyük itibarı vardır Kan akıp yere düşmeden kurban kabul olur Kurbanı temiz ve hâlis bir kalp ile Allah'a takdim edin” (Tirmizî) buyurmak suretiyle kurban kesmenin önemine dikkat çekmişlerdir

Kurban kesilirken; “Benim namazım, ibadetlerim, yaşayışım ve ölümüm alemlerin Rabbı Allah içindir ki, Onun ortağı yoktur” (3) anlamına gelen ayeti kerime okunmaktadır

Kurban bayramında kesilen hayvanlarla ilk bakışta hayvan kesiminde bir artış oluyor gibi gözükse bile, durum bundan tamamen farklıdır Çünkü, kurban bayramı ile birlikte kasaplar tatile çıkmaktadır Herkesin evine et girmesi nedeniyle tüketim gerçekleşene kadar yeni hayvan ve ete ihtiyaç duyulmayacağından, bir süre hayvan kesimleri durmuş olmaktadır
Bir başka boyuttan sorgulanacak olursa, bu eleştirileri yapan kimseler acaba bir yıl boyunca hiç evlerinde et yemiyorlar mı? Ya da ihtiyaç sahiplerini tespit ederek, kaç defa onların evlerine et alıp götürmektedirler? Kesilen kurbanların etleri heba mı edilmektedir ki bu tür tepkiler verilmektedir ? Elbette ki kâinatın ve tabi ki hayvanların da yaratıcısı olan Allah (CC) bizden daha merhametlidir !

Bu tür itirazlarda bulunanlar, tükettiği yemeklerde et türü gıdalarla beslenmiyorlar mı, hayvanların diğer yan ürünlerinden elbise, ayakkabı vs şekillerde yararlanmıyorlar mı acaba? Kurbana itiraz etmek, bu sosyal boyutlu gerçekleri görmezden gelmek demek olmuyor mu? Bu şekil yaklaşımlarda art niyet yok ise şayet, bir ön yargı yada çifte standartlı tutum veya cehalet olduğu muhakkaktır
Kendi zevkleri için yeryüzünde her gün, binlerce hayvanın kesilmesini çok görmeyenler, yılda bir kez Allah rızası için bir miktar hayvanın muhtaçların yararlanması ve bizzat Allah emrettiği için Kurban adı altında kesilmesini çok görmeleri, doğrusu düşündürücü bir durumdur Bazı ülkelerde düzenlenen festivallerde ve boğa güreşlerindeki hayvan katliamına eğlence ve spor gözü ile bakılmaktadır Yılbaşı gecelerinde Noel kutlamak adına hindiler ve çam ağaçları kesilirken benzer tartışma ve eleştirileri kamuoyunda ne yazık ki göremiyoruz ! Eğer birazcık düşünecek olursak, bunun değerlendirmesini her akıl ve vicdan sahibi rahatlıkla yapabilecektir
Rasulullah (SAV) şöyle buyuruyor: “Kimin imkânı olup da kurban kesmezse yanımıza, namazgâhımıza asla yaklaşmasın” (İbn-i Mace)
"Kesilen kurban, Kıyâmette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mîzâna konur" (İsfehânî)
" Kurbanlarınız, semiz olsun Onlar, Sırâtta bineklerinizdir" (Zâd-ül mukvîn)
Kuranı Kerimde ise Allah Teâlâ (CC): “Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik” (4)

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır” (5) buyrulmaktadır
Bu nedenlerle, kurbanın kanından rahatsızlık duymaya gerek yoktur Vatanlara saldırı yapılırken, mâbedler yıkılırken, kadınlara tecavüz edilirken, namuslar çiğnenirken, ülkelerin kaynakları sömürülürken, çocuklar kurşunlanırken; çevre, kültür, sanat, ahlak, tarih, ilim, vs gibi değerler kural tanımaz bir şekilde tek tek yıkılırken, işte bütün bunlara karşı tepki duyabilmeyi öğrenebilmek gerekmektedir Dünyada asıl kurban edilen insanlıktır İnsani değerlerdir
İstiklal Marşı şairinin ifadesinde tanımını bulan; “medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diye belirttiği sömürgecilerce, kutsal bildiğimiz değerlerimiz kurban edilmektedir Bu tecavüzler karşısında, şartlar oluştuğunda ve gerektiğinde yani kan akıtabilmenin meşru görüldüğü zamanlar için, Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşlarında oluğu gibi, Allah’ ın emri olarak bir bakıma; merhamet adına, merhametsiz olabilmenin antremanı ve uygulama pratiğidir, kurban kesmek !
Bir ibadet olmasının yanısıra; gerçek anlamda kurban ruhunu yakalamak, dini, sosyal, manevi ve duygusal açılardan her yönüyle kurbanı idrak etmek ve kurbandan beklenen istifadelerin gerçekleşmesi dileğiyle, kurbanlarınız kabul ve makbul olsun
Allah yâr ve yardımcınız olsun

2009/11/6

Konuşulan konu İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

 

Alıntı

İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)
 
 
 
İster evli, ister bekar olun MUTLAKA okuyun ;)

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.

"Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

-Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu

-Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. "Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor" diye düşündü

- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

 -Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

 -Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

-Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

 -Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

  -O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.

Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.

"Acabasöyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü

-Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

-Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

 -Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

 -Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
-Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

-Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

-Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

-Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

 -Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin

-Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

 - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.Para mı acaba bizi mutsuz eden?

-Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

 -Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

 -Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

-Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?

 -Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

 -Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

-Küçük kızı severek.

 -Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

 -Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

-Nasıl yani ?

 -Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

 -Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur.

-Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun"demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

-Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

-Hiç kavga etmezmisiniz siz?

-Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

-Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

-Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma.Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar.Çok narindir onlar.Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

 -Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum

-Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

-Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

-Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi.Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

-Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

 Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
-Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
-Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu.

Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküpyıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

 -Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.Inci hiç konuşmadı.
-Sorsana "niye" diye..

-Inci kızgın kızgın:

-Niye? Diye sordu.

 -Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

 -Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
 -Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu her zaman beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"

-Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

-Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.

 -Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

Inci kıkır kıkır gülmeye başladı

-Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' "

 Hz.MUHAMMED(S.A.V.)

Image Hosted by ImageShack.us ALANINA EKLEMEK ISTERSEN BLOG ALA BAS SENIN OLSUN

          who's online    
2009/10/30

İhlas suresinin fazileti .

İhlâs suresini [Kul hüvellahü ehad...] okumanın fazileti çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İhlâs suresini okumak, Kur'an-ı kerimin üçte birini okumaya denktir.) [Buhari]

(On kere İhlâs okuyana Cennette bir köşk verilir.) [İ. Ahmed]

(Yatarken yüz kere İhlâs okuyan Cennete girer.) [Tirmizi]

(Sabah namazından sonra 11 kere İhlâs okuyana, Cennette bir köşk verilir.) [Haraiti]

(Sabah namazından sonra 12 kere İhlâs okuyan, Kur'an-ı kerimi dört defa hatmetmiş gibi sevaba kavuşur.) [Bezzar]

(Sabah akşam üç kere İhlâs ve Muavvizeteyni okumak, bela ve sıkıntılardan korur.) [Tirmizi]

(Evine girerken İhlâs okuyan yoksulluk görmez.) [T.Kurtubi]

(İhlâs okuyan Müslümana Cennet vacib olur.) [Nesai]

(Bir kimse, sefere çıkarken 11 kere İhlâs okusa, Allahü teâlâ, seferden dönünceye kadar onun evini muhafaza eder.) [İ. Neccar]

(Arefe günü, [Besmele ile] bin kere İhlâs okuyanın bütün günahları affolur ve her duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh]

(Bin kere ihlâs okuyan kendini Allahü teâlâdan satın almış olur.) [Râfi’î]

(Cuma namazından sonra, yedi kere İhlâs ve Muavvizeteyn okuyan, bir hafta kazadan, beladan ve kötü işlerden korunur.) [İbni Sünni]

(Yatarken Fatiha ve İhlâs okuyan kimse, ölümden başka her şeyin zararından emin olur.) [İbni Abdilber]

(Üç şey kendisinde bulunan, Cennete dilediği kapıdan girer: Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra 11 defa ihlâs suresini okuyan, katilini affederek ölen.) [Berika]

(Cana, mala, ırza dokunmayıp, içkiden de sakınarak, İhlâs suresini yüz kere okuyan müslümanın elli yıllık günahı affolur.) [Beyheki]

(50 defa İhlâs suresini okuyan müslümanın 50 yıllık günahı affolur.) [Darimi]

(Yatarken Fatiha ve İhlâs okuyan, ölüm hariç her şeyden emin olur.) [Bezzar]

(Cuma namazından sonra yedişer defa İhlâs, Felak ve Nas surelerini okuyanı, Allah bir sonraki cumaya kadar kötülüklerden korur.) [İbni Sünni]
2009/9/18

Bayram tebriği

Ramazani şerif bütün Müslümanlara mübarek olsun.
2009/9/13

Kadir gecesi ve fazileti

Kadir Gecesi



 

Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir.Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır: 
 
 

"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar."
(Kadir Suresi

Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:

"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır."

"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."

Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :

-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."

Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.

İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki:

"Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler nail olur."

Geldi işte gidiyor 11 ayın sultanı bizden nasıl ayrılıyor acaba ?
 
2009/8/20

Ramazan geldi hoşgeldi ..

Cennetmekân Mahmud Es'ad COŞAN (Rh.A.) hocaefendimiz, peygamber efendimiz (s.a.v.)'den bir müjdeyi hatırlatıyorlar:

Ramazanın Ardından ve Şevval Oruçları

....
Ebû Eyyûb el-Ensârî RA Efendimiz'den rivâyet edilmiş ki: Peygamber SAS Efendimiz buyurdular ki: "Kim ramazanı tutarsa, sonra da ona Şevvalden altı eklerse, sanki sıyam-ı dehr gibi olur."

Şimdi biz ramazanı tuttuk, sizler tuttunuz, Allah kabul eylesin, Ramazan tamam... Ramazanı tuttuktan sonra, buna Şevvalden altı eklerse diyor. Şevval, Ramazandan sonraki ay... Şu anda bayram oldu, bayram Şevvalin ilk günleri... Ramazandan sonra gelen Arabî ayın adı Şevval... Bu ay içinde altı eklerse, yâni altı gün oruç tutarsa, ne olur? "Sanki bütün sene, bütün zamanı hep oruç tutmuş gibi olur." buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Demek bu da bütün seneyi oruç tutmuş olmanın, sıyam-ı dehr gibi olmanın kestirme yolu... Öyle yapmıyor ama Ramazanı tutuyor, altı gün de Şevvalden tutuyor. Otuz gün Ramazan, altı gün de o, otuzaltı gün... Otuzaltının on misli ne olur? Üçyüzaltmış eder. Niye on misli diyorum? Çünkü Allah indinde, yapılan ibadetlerin, iyiliklerin mükâfatları en aşağı bire ondur.

"Yapılan iyiliğin mükâfatı en aşağı on mislidir." Daha fazla olabilir, daha fazla olabilir. Hesaba sığmayacak kadar da çoğa doğru gidebilir bu...

Demek ki, 36'ya bir 0 koyarsak on misli 360 ediyor. 360 da bir sene ediyor. Biliyorsunuz kamerî sene 354 gündür. Fazlasıyla tamamlıyor. Demek ki, İslâm'ın her emri tutarlı, nerden baksan tamam oluyor.

Bu hadis-i şeriften bizim anladığımız nedir, çıkaracağımız ders nedir?.. Bu bayram günleri geçtikten sonra biz yine niyetleneceğiz, altı gün daha oruç tutacağız.

"--Acaba bu altı gün orucu peş peşe mi tutalım, parça parça mı tutalım? Toptan mı tutalım, perakende mi tutalım?.." diyebilir dinleyen kardeşlerimden birileri.

Serbest... İsteyen Şevvalin bu altı gün orucunu peş peşe, toptan, hepsini bir arada tutar. İsteyen de meselâ pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe olarak tutar. Ya da Arabî ayların, kamerî ayların ortası eyyam-ı biyz diyoruz, ayın ortasında 13-14-15'i var. Yâni mehtaplı gecelerin gündüzüne eyyam-ı biyz diyoruz; o günleri tutar. Böylece o sevabı öyle de alabilir.

Hangi sevabı alır?.. Hem şevvalin altı gün orucunu tutma sevabı alır; hem de eyyam-ı biyz orucu tutmak diye zaten sevaplı bir şey var, o günlerde oruç tutmak da sevap, onun sevabını alır. Ya da pazartesi-perşembe oruçlarını tutmak sevap, onun sevabını alır.

30. 01. 1998 - AVUSTRALYA
 
 
Peygamber(sav) Efendimize uykusunda Allahu Teâlâ Hz.lerinin öğrettiği dua.

Yâ Muhammedi Namaz kıldığın zaman:
'Ey Allah'ım! Bana hayırlı işler işletmeni,
Kötülükleri bıraktırmanı,
Yoksulları sevdirmeni,
Beni yarlıgamanı,
Bana acımanı,
Benim tevbemi kabul etmeni,
Kullarını ibtilâya uğratmak istediğin zaman da, beni fitne ve ibtilaya uğramamış olarak huzuruna almanı,
Selamı yaymak,
Yemek yedirmek,
Herkes uyurken geceleyin kalkıp namaz kılmak derecelerini bana nasip etmeni Senden dilerim!' de!'

Kaynak: İslam Tarihi Asım Köksal(rha)
2009/8/13

En Şifalı İlaç

                                    

 

İslâm, insanı “Eşref-i mahlûkât: En şerefli yaratık” olarak takdim eder. O, mükerrem: saygın, soylu, yüceltilmiş, kendisine büyük lütuflar bahşedilmiş; emrine, yerler, gökler, hayvanlar, bitkiler, cisimler, eşya, tabiat güçleri tahsis olunmuş değerli ve yüce bir varlıktır. Onun bedeni de canı da çok muhteremdir; eti yenilmez, derisi giyilmez, ölüsü bile horlanmaz, gelişi güzel bir kenara bırakılıp terk edilmez; hayatta iken de öldükten sonra da îtibar görür, korunur, kollanır, saklanır; hatırasına hürmet edilir, ayıpları örtülür, kusurlarına göz yumulur, hakkında hayır konuşulur; kabri ziyaret olunur, rûhuna dualar okunur, adına hayrât u hasenât, köprüler, çeşmeler, camiler... yapılır.

Can ve hayat, kişiye Allah'ın bir bahşı ve bir çeşit emanetidir; beden ve azalar, kuvveler ve hisler, meleke ve istidatlar, yetenek ve beceriler de öyle... Hiçbir kimse, "Bu kendi bedenimdir ne istersem yaparım, istersem asar, istersem keserim!" diyemez; canına kastedemez, hayatına son veremez, sıhhatini tehlikeye düşürecek işler yapamaz, kendi kendine işkence edemez, azasını kesip biçip yaralayamaz. Emaneti hoşça koruyup kollamalıdır.

İslâm'da zulüm haramdır, zulmün her çeşidi yasaktır; büyüğü, küçüğü, kendisine veya başkasına karşı olması fark etmez; katl, adam öldürme en büyük günahlardandır, bir mü’mini kasden öldüren ebediyen cehennemlik olacaktır.

Onun için Fuzûlî;

Kıl canına rahm, cana kıyma!

"Kendi kendine acı, merhamet et de cana kıyma, çünkü cezası çok büyüktür, sen kendin büyük zarar görürsün..." diyor.

Kur’ân-ı Kerîm'de bildiriliyor ki bir cana kıyan, bütün insanları öldürmüş gibidir, bir hayat kurtaran da tüm insanları ihya etmiş, hayata kavuşturmuş gibidir.

İyilik yapmak sevap; gönül yapmak Kâbe’yi îmar etmek gibi sevap; insanların hizmetine, yardımına koşmak sevap; onları sevdirmek sevap; işlerini, ihtiyaçlarını görmek sevap; evlenmek sevap; çocuk yapmak ve yetiştirmek sevap; yetimleri koruyup kollamak yetiştirip, büyütmek sevap; ailesini, yurdunu, dînini, milletini, ümmetini korumak sevap; bu uğurda mal vermek sevap, can vermek sevap...

Bu güzel inanç ve görüşler hep İslâm'da olduğuna göre; tüm insanlara ne yapıp yapıp İslâm'ı candan anlatmamız, öğretmemiz ve benimsetmemiz gerekiyor. Bu en acil, en zorunlu, en önemli, en başta gelen işimiz olmalı; çünkü aksi vahşet, dehşet, fecaat ve felaket oluyor. İnsanları iyi ve ihlaslı, tam ve kâmil müslüman olarak yetiştiremediğimiz taktirde, asî, mücrim, haydut, haramî, zalim, katil, sapık, çarpık, anormal, asosyal, anarşist oluyor; hem başkalarına zarar veriyor, hem kendisine; hem askere, polise, imama, cemaate, öğretmene, doktora, hatta halk hizmeti yapanlara, yangın söndüren itfaiyeciye saldırıyor; öldürüyor, yakıyor, yıkıyor, çalıyor, çarpıyor, yakalansa, hapse atılsa da suçta inat ediyor, ölüm orucu tutuyor, canına kıyıyor, ölüyor, hem de yoldaşını, arkadaşını, ailesini, kendisini derde, eleme, mateme gark ediyor, dünya ve âhiretini mahv u perişân eyliyor.

                                    

Bütün dertler, musibetler, belalar, zararlar, ziyanlar, fitne ve fesatlar, isyanlar, anarşiler, dînden uzaklaşmaktan doğuyor; âdeta ilahî ve amansız bir ceza olarak başımıza yağıyor. Çare tevbe etmekte, İslâm'a dönmekte! Başka yollar çıkmaz, başka nizamlar faydasız...

En güzel, en mükemmel, en tesirli, en şifalı ilaç İslâm! Ne mutlu müslüman olanlara!

 

Mahmud Esad Coşan Başmakaleler 3 S.182-183

2009/7/18

Recebin 27inci gecesi mirac kandili (pazar günü)

Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: ?Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.? Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. ?Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık? derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. ?Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz? buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, ?Sen paşa oldun? dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Miraç Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

?Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim? duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.

Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha? dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.

Dünyâ'nın en hayırlı varlığı, sâlihâ kadındır.'‏

 
 
Hz. Ebu Bekir r.a. Resulullah s.a.v. dedi ki:
 

Ya Resulullah, ben üç şeyi çok seviyorum.
Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurdular:
‘’ O sevdiğin üç şey nedir? ‘’
• Senin Mübarek yüzünü temaşa etmeyi,

• Senin huzurunda diz çöküp,sohbetini dinlemeyi,
• Malımı Allah ve Rasülü yolunda sarf etmeyi.
Hz. Ömer r.a., Hz. Ebû Bekir’in r.a. dediği gibi,
Ey Allah’ın Resulü bende üç şeyi çok seviyorum:
‘’Onlar nedir? Ya Ömer buyurdular? ’’
• Hak Teâla’yı seviyorum,
• Cenab-ı Hakkın Kelamını,
• El-Emri bilmağruf venneh yi anil münker.
Sonra Hz. Osman r.a. da, üç şeyi çok seviyorum,
Ya Resulullah dediler.
• Yemek yedirmeyi,
• Selam vermeyi,
• Geceleri Allah’ı anmayı, gündüzleri oruç tutmayı.
Hz. Ali r.a. da, buyurdular ki:
Ey Allah’ın Resulü, bende üç şeyi çok seviyorum:
• Misafir ağırlamayı,
• Ramazan orucunu yaz ayında tutmayı,
• Müşrikleri, kılıcımla kesmeyi.
Sonra Ebû Zer r.a. şöyle dedi:
Ey Allah’ın Resulü, ben üç şeyi çok seviyorum:
• Açlığı: Çünkü, Rabbimi bu hal üzere çok zikrediyorum.
• Hastalığı: Çünkü, günahlarımın affı için.
• Ölümü: Bu bir özlemdir ki, Rabbime kavuşayım.
Bir hadîs-i şerîflerinde:
Resüllullah s.a.v. Efendimiz de;
* “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün
nuru namaz.” dedi. Nesai, Ahmed b. Hanbel.
Hadis de, kadına sevgi, saygı ve şefkat gösterilmesi gerektiğine dikkati
çekmişlerdir.
Bir diğer hadîs-i şerîfi de, İslâm’ın kadına verdiği büyük kıymetin bir
başka ifâdesidir:
* ‘Dünyâ’nın hepsi metâ, eşyâdır. Ve Dünyâ’nın en hayırlı varlığı ise,
sâlihâ kadındır.’
Yine bir mübarek sözlerinde, sâliha kadınların huzur ve sükûn kaynağı
olduklarına işâretle:
Resûl-i Ekrem s.a.v.:
* ‘Cenâb-ı Hakk her kime iyi bir eş nasîb etmişse, onun ayakta durmasına ve
dîninin yarısına yardım etmiştir. Dîninin diğer yarısını da kendi çalışarak
muhâfaza etsin ve Allâh’dan korksun.’ buyurmuşlardır.
Dört başı mamur kadına sevgide, kusur edenler utansın.

2009/7/1

Sohbetler..

                  
 
Cömertlik güzel bir bir haslet duygudur.Siz siz olun eliniz açık olsun.Para vermeye elinizi alıştırın.Fakirleri ve yetimleri gözetiniz.Çünkü sonucunda cennete girmek var bunu sakın unutmayınız.Kalbimizdeki imanı çaldırmayalım,kartırtmayalım,nefsimizin ve hevamızın yolundan gitmeyelim ne olur.Bu bir oto kontrol mekanizması gibi dikkatlice seyrine takip edelim.Biliniz ki,hastalıkta da bizim için bilmediğimiz bir çok ecir ve sevaplar var.Her şeyin anahtarı iman da saklıdır.
-Cenab-ı Allah kuluna hem bu dünyada,hem de öbür alem de aynı cezayı vermez.Allah’ın neyi sevdiğini ve neye kızdığını da bilmiyoruz.Bunları öğreniniz,biliniz ona göre adımlarınızı dikkatli atınız.Allah’ım bizi bildiğimiz,bilmediğimiz günahlardan,haramlardan korusun.Sevdiği rızasına uygun işler ameller yapmayı nasip ve müesser eylesin.Amin.
-Bir hastalık oluştumu diğer arkadaşları onu ziyarete gitmeli.Bir kulun yaptığı ibadete bakarak onu değerlendirmeyiniz.İlmini aklını irfanını ne alemde kullanıyor.İşinin önünü ve sonucunu görerek hayır mı,şer mi diye takip ediniz.Gerçek niyetini akıbetini iyi tesbit ediniz.Altından,gümüşten ve diğer ziynet takı ve süslerinden kendinizi kollayın ve uzak durun.Gereği kadar islam’i ölçüler içinde kullanınız.Çocuklarınıza islam’a uygun isimler seçiniz.Biliniz ki,sevdiğiniz şeylerden fedakarlık etmedikçe gerçek takvaya eremezsinizCenab-ı Allah bizi imandan,Kur’an’dan,İslâm’dan ve Resûlüllah(s.a.v)sünnetinden ayırmasın.Gerçek manada Allah’a kul olanlardan eylesin.Amin..
2009/6/19

Elif olmak var ya !!!

                                             
'Fakir bir derviş, talebe okutacak okulu olmayan bir Arapça hocasına rast gelir. Hoca derslerini şehrin duvarına
tebeşirle yazarak vermektedir. Derviş, hocaya kendisinin de okuma yazma öğrenip öğrenemeyeceğini sorar. Dervişin samimiyetinden etkilenen hoca ona ücretsiz ders vermeyi kabul eder. Duvara tek bir çizgi çeker ve açıklar; "bu elif harfi, alfabenin ilk harfidir" der.

Derviş başını eğer, hocaya teşekkür eder ve oradan uzaklaşır. İlk derste alfabenin en az yarısını öğretme âdeti bulunan hoca şaşırır. Bu eğitim uzun bir süreç olacak gibi görünmektedir.

Derviş ne ertesi gün ne de ertesi hafta gelir ve sonunda hoca onu tamamen unutur. Aylar sonra derviş gözleri gönül ışığıyla parlayarak gelir.hocayı hararetle selamlar ve ikinci derse hazır olduğunu söyler. Hoca içinden "bu hızla alfabeyi asla bitiremeyecek" diye düşünür, ama dervişe "tamam. Şİmdi ilk dersimizi tekrarlayalım. Elif harfini duvara yaz" der.

Derviş elif harfini duvara yazar ve duvar yıkılır gider.'

Bu hikayeden manâ şudur ki;basit başlangıçlarda, genel olarak zannedildiğinden daha derin anlamlar bulunduğunu ve manevi tekamülün sırrının ne kadar çok öğrendiğimiz değil, öğrendiğimizde nasıl derinleştiğimiz olduğunu anlamaktır.
2009/6/7

Dirilen Şehit

                                                                    

 

                          

Sevgili Peygamberimiz "şehidliğin" üstünlüklerini anlatıyorlardı. Buyurdular ki:

(Kıyamet gününde şehidler, "Mahşer Yerine" gelirken; orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar.. Onlar; çocukları, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar)....)

Bu sözleri işiten "Nevfel" ismindeki sahabe, iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.

- Yâ Resûlallah! Bir dua etmek istiyorum. Siz de "amin" der misiniz? diye sordu.

Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:

- Yâ Rabbi, Nevfel kuluna, "şehidlik" nasib eyle!.. duasında bulundu.

Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ'da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu...

Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı.

Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler.

Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı.

- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir?... diye sordular.

Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi. Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler..

Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel'in yakınları, O'na sordular... "Allahın Arslanı" yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:

- Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim. Yürü gidelim dedi.

Eliyle arka tarafı işaret etti.

Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. "Büyük" Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı...

Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti...

En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr' den başka kimse kalmamıştı.

Nevfel'in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.

Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:

"- Yâ Rabbim... Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler... O'na nasıl, aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.

Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım"...

Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk," bütün kalbiyle,

- Yâ Allah..! Ya Nevfel...! diye "Ah" çekerek inledi.

İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi "bir atlı" yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.

- Buyur Yâ "Sıddîk"... Beni mi çağırdın. Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel'den başkası değildi.

Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar.

Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.

-Yâ Resûlallah... Hak teâlânın selamı var...

(Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk, bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim. Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir" buyurdu.

Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti... Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı.

Nihayet duası kabul olundu. "Yemame" çenginde şehidlik şerbetini içti.

2009/5/25

Peygamber Efendimiz'e Salavat Getirmenin Önemi

Kıyamet günü bana insanların en yakın olanı en çok Salavat getirendir.
Her kim Cuma günü bana 100 kere Salat getirirse 80 senelik günahı hemen af olur.
Her kim sabah namazından sonra bana 10 Salavat getirirse yüz muradını Allah ( c.c. ) ihsan eder.Bunun 70 i geçikmeli olabilir ancak 30 ' u peşindir.
Bana Salavat okuyana Sırat ' ta özel bir nur verilecektir.
Sırat ' ta Nur ehlinden olanda nar ahlinden olmaz.Yani cehennme yüzü görmez.Cebrail ( Aleyhisselam ) buyurdu ki , Resulüllah kim sana bir Salavat getirirse 70 bin melek ona rahmetle Salat eder.
En çok Salavat getiren Cennet ' te en çok Huriye sahip olur.
Bana Salavat getirmeyi unutan Cennet ' in yolunu şaşırmıştır.




Salavat - ı Şerife Getirmenin 42 Faydası



1.Allah ( c.c. ) ' ın emrine uymak ( Çünkü Allah ( c.c. ) Salavat - ı Şerife Getirmeyi Emrediyor. )
2.Allah ( c.c. ) ' ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah ( c.c. ) ' da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)
3.Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat - ı Şerife Getiriyor. )
4.Allah ( c.c. ) ' dan 10 rahmet kazanmak.
5.10 Derecesi yükseltilmek
6.10 Sevap kazanmak
7.10 günahın silinmesi.
8.Duasının kabulunun ümit edilmesi.
9.Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın sefaatine kavuşma sebebi.
10.Kulun günahlarının affedilmesi ve ayıplarının örtülmesine vesile.
11.Kulun sıkıntılarının giderilmesine vesile..
12.Allah ( c.c. ) ! a yaklaşma vesilesi.
13.Sadaka vermek yerine geçer.
14.Kulun ne muradı varsa Allah ( c.c. ) ' dan dileği , onun yerine getirilmesi.
15.Ruhun ve Kalbinin temizlenmesi.
16.Kulun ölmeden Cennet ' le müjdelenmesi.
17.Kıyamet gününün siddetlerinden ve deshsetlerinden kurtulma vesilesi.
18.Resullüllah ( s.a.v. ) ' ın selamına cevap vermesi.
19.Unutulduğunu hatırlamak vesilesi.
20.Meclislerin güzel kokması sebebi.
21.Kıyamet günü oturduğu kalktığı meclislerde Salavat - ı Şerife okuduğu için o toplantılardan pişmanlığa düşmemesi.

22.Fakirliğin neyhi.Salavat - ı Şerife ' ye devam eden fakir olmaz.
23.Cimrilik vasıfından kurtulma vesilesi.
24.Resulüllah ( s.a.v. ) ' in ismi anıldığında Salavat getirmeyene yapılan beddualardan kurtulma vesilesi.
25.Sahibine Cennet yolunu göstermesi , terk edenede cehennem yolunu göstermesi.
26.Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın isimlerinin anılmadığı meclisdeki piş kokusundan , leş kokusundan kurtulması.
27.Hangi kelama , hangi işe hamd ve Salavat ' ı Şerife ile başlanırsa , onun tamama ermesi.
28.Kulun Sırat ' tan geçebilmesi.
29.Allah ( c.c. ) ve Resulüllah ( s.a.v. ) ' a cefa yapmaktan kurtulur , getirmeyen insan sie Resulüllah ( s.a.v. ) ' a eziyet etmiş olur.
30.Allah ( c.c. ) ' ın Salavat ' ı Şerife getirene güzel övgüler yağdırmasına vesile.
31.Allah ( c.c. ) ' ın merhametinin rahmetinin sebebi.
32.Bereketlerin bollukların sebebi.
33.Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın muhabbetinin devamının ve ziyadasinin ve katlanarak artmasının sebebi.
34.Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın Salavat ' ı getireni sevmesinin sebebi.
35.Kulun hidayetinin ve kalbinin , hayatının , ruhani hayatının ve kalbinin dirilmesinin sebebi.
36.Salavat ' ı Şerife getirenin isminin babasının isminin ve sülalesi ile soyunun Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın yanında anılması.
37.Sırat ' ta mahşerde ayağının kaymaması islam yolunda ayağının sabit kalması.
38.Resulüllah ( s.a.v. ) ' ınüzerinde bulunan haklarından çok az bir hakkının ödenmesinin vesilesi.
39.Allah ( c.c. ) ' ın zikri , şükrü ve iyiliğini bilmek.
40.Kulun Rabbinden suali , duası bu arada kendi isteklerinin de Mevla tarafından görülmesine , Resulüllah ( s.a.v. ) a yaptığı duayı aracı kılması.
41.Salavat ' ı Şerife rabıta üzerine okunursa Resulüllah ( s.a.v. ) ' ın mübarek suretinin akla yerleşmesi ve mübarek rabıtanın kolaylaşması

42.Şeyh bulamayanların ve şeyhi olmayanın sırf Salavat ' ı Şerifeye davam ederek manen yetişmesinin garantisi.


2009/5/19

SAHTE TANRILAR

 
                                                     
Ebu Nuaym’ın Ebu Ümame’den tahric ettiği bir hadise göre ; Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmuştur : “Allah azze ve celle indinde,Sema gölgesi altında Allah’tan başka tapılan mabudlar içinde,uyulan heva’dan daha büyüğü yoktur.” (Taberani,Hilye)


Heva : Bu kavram nefsin şehvete ve zevke düşkünlüğünü
anlattığı gibi;ilim sahibi olmadan sahibine emir veren nefis anlamında da kullanılmaktadır.Eğer nefis Allah’tan gelen ilme,yani vahye uyarsa,görüşlerini, kararlarını,isteklerini bu ilme uygun bir şekilde ayarlarsa;o nefis doğru yolda olan nefistir.1

Heva’sına uyan insanların çok olduğu toplumlarda hata çok yapılır,suç çok işlenir,fitne ve fesat çok yaygınlaşır,insani değerler rağbet görmez,adaletle hareket etme ahlakı zayıflar.Bu bakımdan insanlara düşen heva’larına uymak değil,kendi heva’sından konuşmayan bir Peygambere(53/Necm,3-4) ve Onunla beraber Allah’tan gelen ilme (Vahye) tabi olmaktır.(2/Bakara,120) 2


Hevasını ilah edinenlerin diğer özelliklerini de Ali Şeriati’den dinleyelim:

İnsanlar cansız ve soğuk mankenlere dönüştüler;cansız mankenler gibi değişip duran modalar sırtlarına ne giydirirse giydirsin, ‘hayır’ diyemiyorlar.

Yüce amaçları : fazla çalışmak,otomobil ve apartman sahibi olmak.

Dertleri : borç,trafik,taksitler ve giyim.

İnanç ve düşünceleri : kitle ve iletişim araçlarının şırınga ettiği bilgi ve haberler.

Edebiyat ve sanatları : esrar,alkol,marihuana,polisiye romanlar,hasta ruhların saçmalıkları,sapık izmler,seks ve vurdulu-kırdılı filmler,şiir geceleri,resmi kültürel toplantılar,renkli televizyon dizileri,reklam posterleri,moda gibi değişip duran felsefi,ideolojik ve siyasal akımlar.

Ahlakları ve aile ilişkileri : Amerikan ailelerinin uygar! yaşam tarzı…3

Onun için sevgili kardeşlerim,

“Önce kendimi sonra da sizleri sahte tanrılarla istikrar ve ısrarla mücadele etmeye davet ediyorum. En tehlikeli sahte tanrı nefsimizdir. İçimizde barındırır, elimizle besler, büyütürüz. Tanrı gibi her dediğini, emrettiğini yaparız. Dost gibi, bizden gibi gözükür ama münafıktır ve şeytanla, kötülüklerle işbirlikçidir. Kontrol altında tutulmazsa, bize ihanet eder. Kaybı kesin ve ebedi olan dünya oyununda sahte yansıma, cazibe ve güzelliklerle aldatarak zamanımızı öldürür.

Dönüşü olmayan noktaya gelindiğinde, yani, ekranda “Game Over” yazdığında, “keşke toprak olsaydım.” der. Heyhat, artık dönüş yalnız hesap meydanınadır.”

Zumer-55
Resim

“Siz farkında bile değilken ansızın size azap gelip çatmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur’ân’a) uyun.”

Allah yolundan alıkoyan diğer tüm yapı ve otoriteler de sahte tanrılardandır. Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.4
Amin…
2009/5/6

Başbağlar katliamı gibi.

Mardin'in Mazıdağı ilçesinin Bilge köyündeki kahredici kahredici, utanç verici, insanlık dışı saldırı bütün Türkiye'yi acıya boğdu. İster kız meselesinden, ister kan davasından, ister aile meselesinden, ister toprak kavgasından olsun bu vahşete bir gerekçe bulmak ne zor! Dehşeti tanımlayacak kelimeler bulmak ne kadar zor. Böylesine vahşet işleyebilecek ruh haline sahip insanların bu ülkede yaşıyor olması başlı başına utanç verici, aşağılayıcı bir şey.

Bu nasıl bir kültür, nasıl bir ruh hali, bu nasıl bir gelenek ya da her neyse.. Aramızda, yakınımızda, kentimizde, köyümüzde nasıl barınabiliyor? Hangi gelenek böyle bir şeyi besleyebilir? Hangi öfke şiddet ruhunu bu kadar besleyebilir? Bir insanı böylesine acımasız yapan öfke nasıl bir şeyden kaynaklanabilir? Hiçbir kalıba sığmayan, bugüne dek tanık olmadığımız bir şey bu. Hamile kadınları, bir yaşındaki çocukları, bir odaya istif ettikleri insanları, namaza hazırlanan insanları on beş dakika boyunca kurşun yağmuruna tutmak, ölmeyenleri, yaralı kalanları tekrar kurşunlamak nasıl bir cinnet hali?

Aynı topraklarda, ayni ailede, aynı kültürde yaşayan insanların yıllardır içlerinde barındırdıkları bir kinle aynı ortamları paylaşabilmesini anlamak mümkün değil. Ruanda soykırımındaki ruh haliyle o düğün evindeki ruh hali arasında ne fark var? Bundan sonra değişen sadece sayılar değil mi? Öfke aynı öfke değil mi? İçimizde böyle insanları yaşattığımızı bilmek ne ürkütücü.

Katliamı duyar duymaz aklıma gelenlerle açıklanan sebepler arasında hiçbir benzerlik olmadı. Aile içi, akrabalar arası, kız meselesi, paylaşılamayan her hangi bir şey aklıma bile gelmedi, gelemezdi. Çünkü bu gerekçelerden hiç biri böylesine bir saldırıya uymuyordu. Aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? Başbağlar katliamı!

Sivas olayları, o üzerinde belirsizliklerin hâlâ varolduğu acı olaylar yaşandıktan sonra Başbağlar'da bir kelimenin tam anlamıyla bir katliam yaşandı. 5 Temmuz 1993 günü, akşam karanlığında Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne gelen yüz civarında silahlı kişi, köyün giriş ve çıkışlarını tuttu. Telefon hatlarını kesti. Hiçbir şeyden habersiz, günlük işlerini bitiren, tarlasından evlerine dönen köylüler silah sesleriyle dışarı fırladı. Savunmasız köylüleri meydanda toplayan saldırganlar çocuk, kadın, yaşlı demeden 33 kişiyi kurşuna dizdi. Evler ateşe verildi. Saldıranlar, katliamın, “Sivas olaylarına misilleme” olduğuna dair bildiri bıraktıktan sonra çekildi. Binalar yapıldı, köy yeniden imar edildi. Ama 33 kişinin katilleri bulunamadı, bulunmadı. Olaydan sonra yakalananlar birilerinin talimatıyla serbest bırakıldı. Sonra tekrar aranmaya başlandı ama kaçan kaçmıştı.

Madem Ergenekon dosyaları faili meçhulleri yeniden gündeme getiriyor, karmaşık ilişkileri aydınlatmaya çalışıyor, bana göre Başbağlar'ın da bu açıdan yeniden ele alınması lazım. “PKK'lılar saldırdı” diyerek dosyaları kapatmak bir çok şeyin karanlıklar içinde kaybolup gitmesinden başka bir işe yaramayacak.

Bilge köyündeki katliamı duyduğumda aklıma ilk gelen Başbağlar saldırısı oldu. Eminim çok kişi olayı benzer biçimde değerlendirmiştir. Olaydan sonra saldırı sebepleri resmi açıklandığında şaşkınlık yaşadığımı da belirtmem gerekiyor. Öyle ya da değil. Bu acı örneğin sebebi ne olursa olsun, başka bir sonuç çıkıyor ortaya. Bu denli katliam işleme ruhuna sahip olanların elverişli araçlara ve ortamlara sahip olabilmesi. Belki de almamız gereken en büyük ders bu. Mazlum-Der'in açıklamalarıyla anlatalım:

“Katliam hiçbir şekilde adi bir vaka olarak değerlendirilemez. Bu olay, ülke siyasetinin ve toplumsal hastalıklarımızın en bariz ve en korkunç ifadesidir. Yıllarca toplumsal sorunlarımızın giderilmesi için 'çözüm' aracı olarak görülen koruculuk sisteminin bu toplumda yaşattığı ağır tahribat akli selim sahibi herkesçe adeta haykırılmaktaydı. Ancak kişisel sorunlarının çözümünde hukuksuz bir şekilde 'devlet gücünü' kullanan kişilerin sebebiyet vermiş olduğu olaylar hep münferit vakalar olarak algılandı. Mesele ciddiye alınmadı. Çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşan sade vatandaşları ülke güvenliğinin birer unsuru haline getirerek, silah almaya zorlamanın meydana getirmiş olduğu toplumsal travmanın anlaşılması için böyle ağır bir vahşetin yaşanmasını bekleyen herkesin ciddi bir şekilde sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Sorun bütün şiddetiyle ortadayken sorumluluk sahibi makamların meseleyi eğitimsizlik ve töre ile algılaması olayın vahametini daha da arttırmaktadır. Meselenin bir boyutu eğitimsizlik ve töre de olsa, katliamı gerçekleştirenlere bu zeminin hazırlanmış olması dikkatlerden kaçmaktadır.”

Hiç değilse ders alalım ve yapılması gerekenleri yapalım… Tek teselli bu olacak… Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum..

2009/4/25

Ahirete Yansıyan Rahmet

 

 

ONK. DR. HALUK NURBAKİ

Efendimizin âlemlere rahmet olan sırrı içinde en kolay kavrayabileceğimiz hikmet, ahirete yansıyan rahmet sırrıdır.
Fahr-i Kâinat Efendimiz, bir andan bu dünyada öğrettiği güzel ahlâk yolu ile bizlerin ahirete ak yüzle gitmemizi sağlarken, bir yandan da, kulluk gereği yaptığımız hatalardan dolayı ahirette göreceğimiz cezalara mahşerde şefaat perdesi olacaktır.
Efendimizin bize bu konuda verdiği teminat, rahmet sırrının tam bir ihtişamıdır:
«Gönülde bir hardal tanesi (en küçük zerre demektir), îmana olanı cehennemde bırakmam».
Efendimizin cennetteki rahmet sırrına gelince: Ahirete intikal noktası olan kabir, yine Fahr-i Kâinat Efendimizin rahmet sırrı içinde aşılacak bir geçittir. Ondan sonraki berzah ise (zaman tüneli) ancak Muhammedî pasaportla aşılabilen zor bir yolculuktur. Fahr-i Kâinat Efendimizin mânâ âlemindeki «Yâsin» ismi, cennet hazzının anahtarıdır. Efendimizin cereyanı olmadan cennetteki sonsuz güzelliklerin, ışıkların, kokuların hazzı alınamaz. Bu hikmet; hem Yâsin'in dördüncü âyetinde, Allah'ın «aziz ve rahim» olan sıfatlarıyla Efendimizi bizlere Peygamber olarak tanıtır; hem de aynı sûrenin «Allah'ın selâmını» bildiren âyetinde işaret edilir. Şüphesiz ki, Efendimizin mü'minlere yansıyan en önemli rahmet sırrı, bir mü'minin Efendimizi görme mutluluğudur. Her mü'min Efendimizin bu rahmetini farklı fazlarda tadar.
a) Rüyada, ya da yarı uyku hâlinde iken Efendimizi görmek,
b) Bizzat dünyada, dünya gözü ile Efendimizi görmek,
c) Son nefeste Efendimizi görmek,
d) Mahşerde Efendimizi görmek,
e).Cennette Efendimizi görmek.
Mânâ âleminde, bu çeşitli fazlarda görmelerin en anlamlısı, Efendimizi dünyada dünya gözü ile görmek olarak kabul edilir. Ancak burada Efendimizi dünya gözü ile görmek için, mutlaka mutluluk çağında yaşamak gerekmez. Büyük tarikatların kurucuları İslâm yüceleri, kendi devirlerinde Efendimizi mutlak görerek ondan talimat alma şerefine ermişlerdir. Yine mânâ ilimlerinin temel bir yasasına göre: Kalbin sırrı içinde her Fâtiha okuyuşta mutlaka Efendimiz beşeri hâliyle görülür. Bu sonsuz bir mutluluktur.
Nur-u Muhammediyi görmek ise; çok farklı bir intikaldir. Nur-u Muhammedî, insanı hazzından bayıltan parlak siyah renkte tecelli eder. Derinlerde bir noktadan başlar, tecelli eder. Sonra tüm boyutları ve insanı istilâ eder. Nur-u Muhammedî tecelli eder etmez, tarifi imkânsız bir koku tüm benliğimizi sarar. Bu kokunun benzeri olmamakla birlikte, mânâ âleminde bu koku; çok tatlı bir gül kokusuyla amber ve öd ağacı kokularının karışımına benzetilir. Bu hikmetin bir küçücük yansıması, bütün parfümlerin temelinde gül yağının bulunmasından anlaşılabilir.
Nur-u Muhammedi'yi; Hz. Ebû Bekir Efendimiz mağarada, Hz. Ali Efendimiz Mekke'nin fethi sırasında, Hz. Zeyd Taifte müşahade ettiler.
Hz. Hatice annemiz, hasret anlarında Efendimizin dönüşünü evinin damında beklerken hissetti.
Fâtıma annemiz, Efendimizin mutluluk çağından âlemlere yansıdığı anda bu nura ve kokuya gark oldular.
Fahr-i Kâinat Efendimizin rahmet sırrından mü'minlere lütfettiği en büyük hikmet ise, Elest meclisinde bütün mü'minlere kıldırdığı namazdır. Mü'minler, Efendimizin nurunu ve kokusunu aldıkları an, Ezelde hâlâ devam etmekte olan bu muhteşem namazın saflarında kendilerini seyredeler.
Efendimizin mü'minlere olan rahmet sırrında, yine çok önemli bir tecelli de hakikî namaz kılınırken, gönüllerinde Efendimizin okuduğu Fâtiha'yı işitmelerindedir.
Allah, Fahr-i Kâinatın rahmet sırrından, O'nun nurundan ve kokusundan bizleri ayırmasın.


 

 

 


2009/4/21

SEN DOĞRU OL, KEM BELASINI BULUR....

 
 
 
 
Dervişin biri eski İstanbul sokaklarında :
'-Sen doğru ol kem belasını bulur.Sen doğru ol kem belasını bulur.'  diye diye dolaşıyormuş.Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş,ilgisini çekmiş ve dervişe :
'-Hergün sarayıma gel seninle muhabbet ederiz 'demiş.
Dervişimiz ertesi gün ......
Sarayın kapısına gitmiş padişahın karşısına çıkarılmış sohbet muhabbet zaman geçmiş saraydan ayrılırken padişah dervişin cebine bir altın konulmasını emretmiş.
Sarayın dışında dervişimizi takip eden sahte derviş kılıklı biri yanına yanaşmış ,
'-Ya arkadaş ,Padişah seni neden saraya davet etti ? Derdi neymiş? diye,gibileerden bir yığın sorgu suale tutmuş.Her gün 1(bir) altın aldığını da öğrenince.'Onun yaptığı işi ben de yaparım' diye düşünmüş.Sormuş,
'-Ya kardeş, hergün ben de seninle gelsem rahatsız olmazsın değil mi?' demiş belki Padişah bana da 1(bir) altın verir çoluk çocuğum nasiplenir.'
İyi,saf,temiz kalpli bizim derviş:
'-Padişahım kabul ederse neden olmasın sen de gelirsin tabii 'demiş.
Gel zaman git zaman padişah her muhabbet sonrası bir ona bir öbürüne birer altın verdirirmiş.
Sahte derviş bir sabah bizim İyi,saf,temiz kalpli dervişimizi evine çorba içmeye davet etmiş.Hanımına da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarmısak koymasını tembihlemiş.
'-Padişah'ımla muhabbet ederken kötü kokarım ' şeklindeki mazeritine de sözü de kendince çare bulmuş
'-Ağzına  bir  mendil tutarsın kardeşim ' demiş.O gün aynen böyle olmuş iyi,saf,temiz kalpli derviş ağzını mendille örterek padişahla muhabbet,sohbet, söyleşisini sürdürmüş.Bu arada sahte derviş fırsat bulduğunda Padişahın kulağına eğilip,
'- Efendim arkadaşım ağzını mendille neden kapatıyordu biliyormusunuz ,ağzınız kokuyormuş o kokuyu duymamak için'  diye de isnat,iftirada bulunmuş.
Padişah çok sinirlenmiş çağırın o dervişi demiş. Bizim İyi,saf,temiz kalpli dervişimize sarayın fırıncısına verilmek üzere bir pusula vermiş ve ,
'-Al bunu fırıncıya götür' demiş.okuma yazması yok tabii tam kapıdan çıkıp fırıncıya gidecekken sahte derviş :
'-İstersen ver o pusulayı ben götüreyim fırıncıya , belki Padişah ekmek lütfetmiştir çocuklara götürürüm senin ekmeğe ihtiyacın mı olur?' demiş.
Onun da okuması yok,pusula böylece sahte dervişin elinden fırıncıya ulaşmış.fırıncı kağıtta yazılan 'bunu sana getireni kızgın fırına at' emrini hemen yerine getirip sahte dervişi küt ,alev alev yanan kızgın fırına yollamış.Ertesi gün gerçek derviş yine saraya gelmiş.Padişah şaşırmış:
'- Hayrola sen dün fırıncıya gitmedinmi ?'  diye sormuş..Derviş de olanları birbir anlatmış.Padişah dervişin kulağına eğilmiş:
" SEN İSTİKAMET,DOĞRULUK ÜZERE OL ,KEM BELASINI BULUR" demiş.